hr etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hr etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Haziran 2015 Perşembe

Stajyer mi Baş Belası mı?


 
Bugüne kadar stajyerleri birer değer olarak görüp, onlara sahip çıkılması gerektiğini düşünürken, artık stajyerlere çay kahve taşıtıp fotokopi çektiren, onlara köle gözüyle bakan şirketlere hak vermiyor değilim.

Şaka bir yana, staj boyunca fotokopi çektiklerinden yakınan stajyerlerin çok da masum olduklarını artık düşünmüyorum.

 Aşağıda maddelendirdiklerim ne yazık ki tamamen yaşanmış olaylara dayanıyor.

Stajyerler, stajın ilk iş deneyimleri olduğunun farkında bile değiller.

Stajı bir zorunluluk olarak görüyorlar.

Staj yapmak istedikleri alanı bilinçsizce seçiyorlar.

Stajın iş hayatına atılmak için bir basamak olduğunun önemini kavrayamamışlar.

Çok isteksizler.

Sorumluluk almak istemiyorlar.

Çalışanların deneyimlerinden yararlanmak akıllarına bile gelmiyor.

Staj yaptıkları kurumda potansiyel aday olduklarının bilincinde değiller.

Dört gözle staj süresinin bitmesini bekliyorlar.

Kendilerine görev verilmeden bir şey talep etmiyorlar.

Verilen işleri küçümsüyorlar.

Ellerinden telefon düşmüyor.

Çekingenler.

Saygılı değiller.

Sektörel bilgileri çok zayıf. Araştırmıyorlar.

Özellikle uzun süreli stajyerler kaçmak için sürekli izin alıyorlar.

Şirketin dress- code’una uygun giyinmiyorlar.

“Nasıl olsa şirketin maaşlı çalışanı değilim.” düşüncesiyle geç geliyorlar.

Sürekli çok sıkıldıklarından şikayet ediyorlar.

 
Stajyerler  “ Offf fotokopileri hep de bana çektiriyorlar!” demek yerine,“ Neden bu fotokopileri bana çektiriyorlar?” sorusunu kendilerine sorup, öz değerlendirmelerini lütfen yapsınlar.

 

 

22 Mart 2015 Pazar

Mutsuzluk Virüsü



Bugünkü yazıma ilham veren arkadaş eminim herkesin ofisinde vardır. Bu arkadaşa Jack ismini verelim ve hikâyemize devam edelim.

Jack arkadaşımız çok mutsuzdur. Aslında kendisi sevgi doludur (!) ama onu bu hale işi getirmiştir. Jack işinden şikâyetçidir, yöneticisinden şikayetçidir, çalışma arkadaşlarından şikayetçidir, yemekten şikayetçidir, eşinden şikayetçidir, kaynanasından şikayetçidir, şikayetçidir de şikayetçidir… Uçan kuştan, her şeyden ve herkesten şikayetçidir Jack.

Jack’e sorarsanız onu değiştiren, mutsuz eden, hayallerini yıkan işiydi, yöneticisiydi, çalışma arkadaşlarıydı…  Oysaki işe yeni başladığında çok umutlu ve mutluydu. Zaman geçtikte tüm iş yükü Jack’e yüklendi çünkü onun hiç sesi çıkmıyordu. Onunla aynı işi yapan arkadaşları ondan daha fazla maaş alıyorlardı. Oysaki koskoca şirketin tüm yükü Jack’ın üzerindeydi. Diğer departmanlarda çalışanlar yatıyorlar, işlerini yapmıyorlar sadece ama sadece Jack çalışıyordu.

Sabah işe geldiniz, kahvenizi yudumladınız, büyük bir motivasyonla çalışmaya başladınız. Sizin mutlu olduğunuzu gören Jack hemen yanınıza gelir ve her şeyden ve herkesten şikâyet etmeye başlar. İşe yeni başladıysanız sonunuzun Jack gibi olmasından korkarsınız, “ Allahım nerden düştüm buraya. “ diye düşünmeye başlarsınız, insanlar hakkında ön yargılı olursunuz. Enerjiniz düşer, motivasyonunuz azalır. Farkında olmadan bir bakmışsınız siz de bir Jack olmuşsunuz.

Jack’in istediği de tam olarak budur: Diğer çalışanları da kendisi gibi mutsuz etmek. Çünkü kendisi mutlu olmadığı için başkalarının mutlu olmasına tahammülü yoktur. Mesela Jack’in yöneticisiyle arası iyi değildir bu yüzden diğer çalışanların da yöneticisiyle iletişiminin iyi olmasını istemez. Yöneticisinin arkasından atıp tutar, zamanında kendisine yaptığı mobbingden bahsederek çalışma arkadaşlarının da kendisi gibi düşünmesini mutsuz olmasını ister.

Ben Jack ve türlerinden uzak durmaya çalışıyorum. Sizde öyle yapın, severek yaptığınız işe olan inancınızı, hevesinizi hiç yitirmeyin. Jack’ların sizi mutsuz etmesine, motivasyonunuzu düşürmesine izin vermeyin ve “ Madem bu kadar mutsuzsun, hakkın yeniyor o zaman İ S T İ F A etsene! “ demekten çekinmeyin.




Yazıma ilham veren eski bir arkadaşımı buradan selamlıyor, kendisinin de artık mutlu olmayı denemesini ve mutsuzluk virüsünü başkalarına bulaştırmamasını diliyorum J

10 Mart 2015 Salı

Mutluluk Fabrikası



Bir varmış bir yokmuş, mutluluk fabrikası diye çalışanlarının çok ama çok mutlu olduğu bir fabrika varmış. Fabrikanın sahibi Bay Mutlu için çalışanlarının mutluluğu çok önemliymiş. Bay Mutlu çalışanlar mutlu olursa; performansın artacağını, verimliliğin en üst düzeyde olacağını, kuruma bağlılığın ve müşteri memnuniyetinin artacağını çok iyi biliyormuş. Bu yüzden çalışanlarıyla birlikte vakit geçirerek onları neyin mutlu edeceğini öğrenmiş ve çalışanlarını mutlu edecek pek çok uygulama geliştirmiş. Orada çalışan herkes çok mutluymuş. Onlar mutlu olduğu için Bay Mutlu da, müşteriler de, çalışanların aileleri de mutluymuş.


Her şey çok güzel giderken Bay Mutlu aniden rahatsızlanmış ve yerine Amerika’da okuyan oğlu Bay Ekonomi geçmiş. Bay Ekonomi için en önemli şey paraymış. Ona göre babasının çalışanlar için yaptığı bütün uygulamalar gereksiz, boşa zaman ve para kaybıymış. Koltuğa oturur oturmaz çalışanları mutlu eden bütün uygulamaları kaldırmış ve sadece iş odaklı çalışmaya başlamış. Kendilerine değer verilmediğini düşünen çalışanlar mutsuz olmuş, iş kazaları ve işten ayrılmalar artmış, ürünlerin kalitesi düşmüş, müşteriler şikâyet etmeye başlamış. Bay Ekonomi çalışan mutluluğun ne kadar önemli olduğunu anlamış ama artık her şey için çok geçmiş. Babasının büyük bir emekle kurduğu mutluluk fabrikasını kapatmak zorunda kalmış.


Bay Mutlu’dan İlham Alacağınız 30 Motivasyonel Uygulama

  1. Çalışanlarınızla vakit geçirerek onları nelerin mutlu edeceğini öğrenin. Onları motive edecek uygulamaları hayata geçirin.
  2. Çalışanlarınızın görev tanımlarını netleştirin. Kişi kendisinden neler beklendiğini bilirse işini yapması daha da kolaylaşır.
  3. Çalışanlarınızın terfilerini, emekliliklerini, doğum günlerini küçük bir pastayla kutlayın.
  4. Temalı ofis günleri yapın. Mesela bu pazartesi çikolata günü olsun. Çalışanlarınızı çikolatayla şımartın.
  5. Tutamayacağınız sözler vermeyin. Kaybettiğiniz güveni daha sonra kazanmanız zor olacaktır.
  6. Onlara sorumluluklar verin.
  7. Güzel havalarda çalışanlarınıza günün tadını çıkarabilmeleri için izin verin. Ya da karlı bir günde çalışanların işe gelmelerinin sıkıntılı olacağını hissettiğinizde o günü tatil edin.
  8. Çalışanlarınızı dinleyin, Onların düşüncelerine değer verdiğinizi hissettirin.
  9. İşlerini daha iyi yapmalarını sağlayacak yazılım, program,  yeni bir fotokopi makinesi gibi araçları sağlayın Bu onları daha yaratıcı kılacak ve mutlu edecektir.
  10. Çalışanlarınızın yardım kuruluşlarında gönüllü çalışmalarını destekleyin. Gerektiğinde onlara ücretli izinler verin.
  11. Çalışanlarınız mutsuzsa onları nelerin mutsuz ettiğini sorgulayın ve çözümler üretin.
  12. Her fırsatta çalışanlarınıza teşekkür edin.
  13. Yönetimin aldığı kararlardan çalışanlarınızı haberdar edin.
  14. Çalışanlarınıza eşit davranmak için uğraşmayın, adil olun.
  15. Çalışanlarınızın kariyer planlamalarını yapın.
  16. Çalışanlarınızın mesleki ve kişisel gelişimlerine destek olun.
  17. Çalışanlarınızın kişisel projelerini destekleyin.
  18. Çalışanlarınızla sadece iş konuşmayın. Ailesiyle,  hafta sonu planlarıyla da ilgili olun.
  19. İşe yeni başlayan çalışanlarınızın kurum kültürünü anlamaları ve işe alışmaları için budy / mentor atayın.
  20. Çalışanlarınızın / takımınızın eğlenceli bir fotoğrafını herkesin görebileceği bir yere asın.
  21. Çalışanlarınıza kurumun misyon ve değerlerini ara ara hatırlatın.
  22. Çalışanlarınızın başarılarını kutlayın.
  23. Düzenli aralıklarla çalışanlarınıza feedback verin.
  24. Çalışanlarınıza saygı duyun.
  25. Çalışanlarınızı güçlendirin. Onların lider olmasından korkmayın.
  26. Heyecanlı, coşkulu bir ofis ortamı oluşturun.
  27. Çalışanlarınızla birlikte sosyalleşin. Hafta sonları bowling, paintball gibi yarışmalar organize edin.
  28. Uzun dönemli bir çalışan mutluluğu planlayın.
  29. Çalışanlarınızı düşük ücretle çalıştırmayın.
  30. Deneyin, bıkmadan tekrar deneyin.

3 Mart 2015 Salı

Ofisteki Düşmanınız



İş hayatı ormana benzer. Nasıl ormanlar ağaçlarla çevriliyse, sizin etrafınız da muhtemel düşmanlarla çevrilidir. Emin olun tahmin ettiğinizden daha fazla düşmanınız vardır.
Etrafınıza şöyle bir bakın. Aşağıdaki özelliklere uyan bir çalışma arkadaşınız varsa düşmanınızı buldunuz demektir.

Gülümseyen Katil
Düşmanlarınızdan en öldürücü olanıdır. Size sürekli iltifat eder. Ancak gülümsemesinin arkasında sizinle ilgili planladığı entrikaları vardır. Size karşı o kadar iyidir ki düşmanınız olduğunu bile anlayamazsınız. Onun sizin düşmanınız olduğunu anlamanız uzun zaman alacaktır. Bundan sonra biri size iltifat ettiğinde iki kere düşünün.

Dedikoducu
Zeki olmaya gerek yok. Başkalarının dedikodusunu yapan çalışma arkadaşınız sizin de dedikodunuzu yapacaktır. Böyle kişilere özel hayatınızla ilgili çok fazla bilgi vermemeye dikkat edin. Kendinizi dedikoducunun tuzağında bulduğunuzu düşünürseniz, sorusuna soruyla cevap verin.

Dost mu Düşman mı Belli Değil
Bu kişi dostunuz sandığınız düşmanınızdır. Etrafınızdaki çalışma arkadaşlarınızın çoğu bu kategoriye girer. Terfiinize sizinle birlikte sevinir ancak tek amacı daha sonra kullanmak üzere bilgi toplamaktır. Sizin stratejilerinizi, planlarınızı öğrenecek kadar size yakındır. Bu kişiler sadece kendilerini düşünürler ve amaçlarına ulaşmak için yapmayacakları şey yoktur.

Kraliçe ve Krallar
Kraliçe ve krallar olmasa şirketler batar. Koca şirkette onlardan çok çalışan yoktur. Onlara göre tüm çalışma arkadaşları hiç bir işten anlamaz,  internette sörf yapar. Sadece kraliçe ve krallar çalışır. Yapacak bir iş olmazsa bile her zaman yoğunluktan şikâyet ederler. Ne zaman ‘’Nasılsın?’’ diye sorsanız, yığınla birikmiş işinden, tüm departmanın yükünü kendi üstlendiğinden yakınır. Aslında gerçek hiç de öyle değildir. Kovulmaktan en çok korkan çalışan tipidir. Bu tiplerden mümkün olduğunca uzaklaşın. Çünkü o kadar çok kendinden ve yaptığı işlerden bahseder ki, kendinizi şirket için çok değersiz hissedersiniz

Görünen Düşman Strateji İstemez
En iyi düşman türüdür. Çünkü kişinin sizden hoşlanmadığını bilirsiniz. Sizden hoşlanmadıklarını davranışlarıyla belli ederler ya da size söylerler. Onunla çalışırken rahat hissedersiniz, çünkü nerde duracağınızı bilirsiniz. Stratejik bir oyun oynamanıza gerek yoktur.



  
Kaynakça: Rose, Amanda, How to identify your enemies (in business ), 2015

25 Şubat 2015 Çarşamba

Mülakat Günü Grip Oldum Hayata Küstüm


                                       

Tam da grip mevsimindeyiz. Bu havalarda kendimizi ne kadar korursak koruyalım, grip olmaktan kaçamıyoruz.

İş arıyorsunuz ve önceden planlanan görüşmeleriniz var. Hiçbir şey grip olmanızdan daha kötü olamaz. Evde kalıp dinlenmeniz, kızarmış bir burunla, bir elinizde peçeteyle mülakata gitmekten daha iyidir.

Ancak görüşmeyi ertelemeniz iş başvurunuzu tehlikeye atacaktır. Mülakatı ertelemek istediğinizde size başka bir mülakat tarihi vereceklerini bilemezsiniz. Önemli bir nedeniniz yoksa iş görüşmelerinizi asla ertelemeyin.

Mülakata gidemeyecek kadar hasta olduğunuzu düşünüyorsanız, mülakatı ertelemek için işe alım uzmanını arayın. Bir ya da iki gün önce bildirmek en uygun olanı ancak mülakat günü aramanız gerekiyorsa mümkün olduğunca erken aramaya dikkat edin. Sekreteri arayıp ona mesaj bırakmayın. Görüşmeyi yapacak işe alım uzmanına ya da asistanına ulaşmaya çalışın. Okunmaması ihtimalini de düşünerek mail göndermeyin. Hiç kimseye ulaşamadığınız zaman son çare mail gönderin. E- mail de mazeretinizi açıklamadan önce hangi pozisyon için nerede, ne zaman kiminle görüşme yapacağınızı da belirtin.

İşe alım uzmanına ulaştığınızda görüşmeyi ertelemenin mümkün olup olmadığını sorun ve neden iptal etmek istediğinizi kısaca açıklayın. Telefonu kapatmadan önce gösterdikleri nezaket için teşekkür etmeyi de unutmayın. İkinci bir mülakat tarihi verildiğinde mutlaka onlara uyun.

Pek çok kurum mazeret göstermeden iş görüşmesine gelmeyen adayları kara listeye alıyor ve ilerleyen zamanlarda farklı pozisyonlar için bile adaya ikinci bir şans vermiyorlar.

Yapmanız gereken en iyi şey gripten kurtulmak. Gripten kaçamadıysanız sağlığınız ve iş arayışınız için bol bol dinlenin ve C vitamini alın.

 

 

 

Kaynakça: Bradley, Arleen, 2015, Interview and the Flu: What I do

16 Şubat 2015 Pazartesi

Saçı Uzun Aklı Kısa


Kadın neden çalışır ki?
Otursun evinde, evinin hanımı olsun!
Ama ben illa çalışacağım diye tutturursa uyması gereken kurallar vardır. Ülkemizde çalışan kadın olmak öyle kolay değildir.
Çalışmayı Düşünen Kadına Pardon Bayana Tavsiyeler
Öncelikle sen kadın değil bayansın!
Erkeklerle eşit koşullarda çalışmayı ancak rüyanda görürsün!
Evinin temizliğini,  kocanın ütüsünü aksatma!
Çok gülme hatta hiç gülme!
Çalışma arkadaşlarına şakalar yapma!
Kadın olduğunu asla hissettirme!
Mini etek giyme!
Topuklu ayakkabı hiç giyme!
Saçını sarıya boyatma!
Bakımlı olma!
Terfi edeceğim gibi hayaller kurma. Unutma erkekler senden daha zeki!
Aynı işte erkekten daha az maaş alacağını bilerek çalışmaya karar ver!
Annelik rolünü unutma!
Yanında edilen küfürleri duymamazlıktan gel!
Öğretmenlik, hemşirelik gibi feminize olmuş işlerde çalış. Mühendislik, belediye başkanlığı sana göre değil!
Kendini göstermek için erkekten daha yüksek performansla çalış!
Eşinin çalışmanı desteklemesini bekleme!
Erkekler senden emir almak istemeyecek bunu unutma!
Sen kadınsın, duygusalsın çalışmak senin neyine…

Yazacak çok şey var aslında... Erkek egemen çalışma hayatında kadın olarak çalışmak gerçekten zor.

29 Ocak 2015 Perşembe

En Çok Söylenen İşten Ayrılma Bahaneleri



İşinizden ayrılmak sevgilinizden ayrılmaktan daha zor. Ayrılmak istediğinizi sevgilinize söylersiniz, en kötü telefonlarına çıkmaz kurtulursunuz. Ancak işten ayrılma gerekçesi olarak öyle bir şey bulmalısınız ki istifanız kabul edilsin.

İşte en çok söylenen işten ayrılma bahaneleri:

Siz benden daha iyilerine layıksınız.

Milli piyango bana çıktı.

Almanya’dan işim geldi. Herkesin Almanya’dan oğlu geliyor, neden sizin işiniz gelmesin.

Evleniyorum. Nişanlım çalışmamı istemiyor.

KPSS ‘ye hazırlanacağım. Artık devlet memuru olmak istiyorum.

Eşimin tayini çıktı.

Tükenmişlik sendromu yaşıyorum.

Ailemin yanına taşınacağım.

Çocuk da yaparım kariyer de sözü tamamen yalan. Kariyeri bırakıp çocuk yapmaya karar verdim.

Bulaşıcı bir hastalığım var. Siz değerli çalışma arkadaşlarıma da geçsin istemiyorum.

Takma diş taktıracağım. Diş tedavim uzun sürebilir.

Sizinla değilim. İstifa ediyorum!

Koca parası yemeye karar verdim.

Bu maaşla geçinemiyorum.

Çok yoruldum,  biraz da dinlenmek istiyorum.

Home Office çalışmak istiyorum.

Hayırlısıyla ben bir istifa edip gidicem.


20 Ocak 2015 Salı

Anne Ben Büyüyünce İk cı Olcam







Çocukken hepimize sorulmuştur.  “Söyle bakalım büyüyünce ne olacaksın?”

Bana sorulduğunda “ arkeolog” dediğimi hatırlıyorum. Okuduğum bir kitaptan etkilenmiştim, arkeolog olup Mısır Piramitlerinin şifresini çözecektim. Blogger’lığı bırakın İnsan Kaynakları diye bir branş henüz ortaya çıkmamışken, nereden bilebilirdim İnsan Kaynakları alanında çalışacağımı.

Aynı soruyu geçenlerde arkadaşlarımın çocuklarına sordum. Astronottan tutunda futbolcu, sütçü, dansözlüğe kadar pek çok meslek sıraladılar. Ama bunların içinde” İnsan Kaynakları Uzmanı” yoktu.

2 gün önce komşumla aramızda geçen konuşmayı sizinle paylaşmak istiyorum.

Komşu: Nigar sen halkla ilişkilerci miydin? ( Daha önce pek çok kez “İnsan Kaynakları Uzmanı” olduğumu söylemiştim.)
Nigar: Hayır, insan kaynakları uzmanıyım.
Komşu: Sanki daha önce duymuştum ama İnsan Kaynakları uzmanı ne yapar bilmiyorum. Okulu falan var mı bunun, anlatsana biraz.

İnsan kaynakları, iş gücü piyasasında hak ettiği yeri ne yazık ki henüz alamadı. Çok kilit bir bölüm olmasına rağmen pek çok kurum, olsa da olur olmasa da olur, özlüğü, işe giriş- çıkışı zaten muhasebeci halleder zihniyetiyle yaklaşmakta. Bunun en büyük nedenlerinden biri kurum yönetimlerinin insan kaynaklarına bakış açısı. Bu bazen yönetimin İnsan Kaynaklarını gereksiz gördüğü için, bazen çalışan hakkında karar alma yetkisinin elinden gideceğinden korktuğu için en çok da işine gelmediği için İnsan kaynaklarına hak ettiği değeri vermiyor. Ama ne zaman çalışanların motivasyonu düşüp iş gücü kayıpları artar, sendikal problemler ortaya çıkar,  işe iade, mobbing davaları alıp başını giderse işte o zaman insan kaynaklarının varlığı hatırlanır.

İnsan kaynaklarının lisans düzeyinde okutulması, yüksek lisans, doktora programlarının açılması yani akademik olarak da kabul edilmesi umudumu artırdı. Bloggerlar olarak elimizden geleni yaptığımıza inanıyorum.  X kuşağı, y kuşağı derken z kuşağıyla birlikte de pek çok şey değişecek.  Ben gelecekten umutluyum.

Kim bilir belki 5 yıl sonra çocuklar büyüyünce İnsan Kaynakları Uzmanı olmak ister.






Not: Türkiye’de gerçekten insan kaynaklarının hakkını veren kurumlar bir elin 10 parmağını geçmez. Siz böyle bir kurumda çalışıp bana katılmayabilirsiniz.Yazılarımı geneli düşünerek yazıyorum..

15 Ocak 2015 Perşembe

Yazmaya Yeni Başlayan Bloggerlar İçin



Fareler ve İnsanlar, Gazap üzümleri gibi ünlü romanların yazarı olan 1962 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi John Steinbeck’in yazarlığa yeni başlayanlar için yazdığı mektubu okuyunca; yazmakla uğraşan bir blogger olarak üzerime düşenleri aldım. Faydası olabileceği düşüncesiyle sizlerle de paylaşmak istiyorum.
Keyifli okumalar dileğiyle…
John Steinbeck’in 1963 yılında, yazarlığa başlayanlar için kaleme aldığı yazı:
“Birçok mükemmel hikaye yazdım, ama şansımı deneyip yazmanın dışında onların nasıl yazıldığını hala bilmiyorum”
Sevgili yazar,
Stanford’daki hikaye yazma kursuna katılmamın üstünden çok uzun zaman geçmesine rağmen, o zamanki tecrübelerimi çok iyi hatırlıyorum. Gözlerim parlıyordu ve güzel hikaye yazmanın gizli formülünü öğrenmek için kendimi hazırlamıştım. Bu yanılsama çok kısa sürdü. Bize söylenene göre iyi bir hikaye yazmak için sadece bir yol vardı: o da iyi bir hikaye yazmak. Hikayenin nasıl yazıldığını görmenin dışında, iyi bir hikaye yazmak ancak yazıldıktan sonra anlaşılabilir. Bize söylediklerine göre hikaye yazmak en zor biçimdi, bu iddialarına ispatı olarak da dünyada çok az güzel hikaye olmasını gösteriyorlardı.
Bize söylenen ilk kural çok basitti: Etkileyici bir hikaye, yazardan okura bir şeyler iletmeli ve bu iletilenler, hikayenin mükemmelliğinin ölçütü olmalıydı. Bunun dışında, bir kural yoktu. Bir hikaye etkileyici olduğu sürece herhangi bir şey hakkında olabilir ve herhangi bir tekniği ya da anlamı içerebilir. Bu kuralın bir alt başlığı olarak, bir yazarın ne söylemek istediğini yani ne hakkında konuştuğunu bilmesi gereklidir. Örnek olarak, hikayemizin özünü bir cümleye indirgemeye çalışırken, onu üç-altı ya da 10 bin kelimeye kadar genişletebilecek kadar iyi bilmeliyiz.
Hikaye yazmanın gizli formülü, gizli içeriği budur. Bundan fazlası yoktu, biz yazarlık yolunda artık yalnızdık. Bazı  kötü hikayelerin içine atılmalıydık. Eğer mükemmelliğin tüm sırlarını keşfetmeyi umsaydım, benim çabama verilen notlar bana gerçekleri gösterirdi. Ve eğer adaletsiz bir şekilde eleştirildiğimi hissetseydim, yıllarca editörlerin takdirleri benim değil hocaların tarafını tutardı. Okulda yazdığım hikayelerin düşük notları yayınevlerince yüzlerce defa reddedilen hikayelerimde yankılandı.
Bu adil gözükmüyordu. İyi bir hikaye okuyabiliyordum, hatta onun nasıl yazıldığını biliyordum. Niçin ben böyle bir hikaye yazamıyordum?  Belki de iki hikaye birbirine benzemeye cesaret edemediği için okuduğum güzel hikaye gibi yazamıyordum. Yıllar geçtikçe, birçok mükemmel hikaye yazdım ve şansımı deneyip onları yazdığım dışında onların nasıl yazıldığını hala bilmiyorum.
Eğer hikaye yazmada bir tılsım varsa, ve ben bu tılsımın var olduğuna inansam bile hiçkimse bunu kuşaktan kuşağa aktaracak bir reçete haline getiremez. Formül, sadece yazarın önemli bulduğu şeyleri okura iletme dürtüsünde gizlidir. Eğer yazar bu dürtüye sahipse, bunu iletecek bir yol bulur. Bir hikayeyi iyi yapan mükemmelliği ya da bir hikayeyi kötü yapan hataları algılamalısınız. Aslında kötü hikaye dediğimiz, etkisiz olan hikayedir.
Yazdıktan sonra bir hikayeyi değerlendirmek çok zor değildir, fakat yıllar geçse de bir hikayeye başlamak beni ölüm fikri kadar korkutur. Korkmuyorum diyen yazar mutludur, fakat  vasat olduğunun ve iyi bir hikaye yazmaktan çok uzakta olduğunun farkında değildir.
Bana söylenen tavsiyelerin birazını hatırlıyorum. Bu tavsiyeler, aşırı heyecanlı ve bereketli yirmili yaşların coşkunluğunu hissettiğim ve tüm dünyanın yazar olmaya çalıştığına inandığım zamanlardaydı.
Bana söylenen şey; “iyi bir hikaye yazmak çok uzun zaman alacak ve hiç para kazanamayacaksın. Avrupa’ya gitmen senin için daha iyi olabilir.”
“Niçin?” dedim,
“Çünkü Avrupa’da fakirlik şansızlıktır fakat Amerika’da fakirlik utanç verici bir şeydir. Fakirliğin utancına katlanıp katlanamayacağını merak ediyorum.”
Depresyona girmek çok uzun zaman almadı. O zaman herkes fakirdi ve çok fazla da utanılacak bir şey değildi. Ve fakirliğe katlanıp katlanamadığımı asla bilemeyeceğim. Fakat hocamın bir konuda haklı olduğuna eminim. Yazar olmak gerçekten çok uzun zaman aldı. Ve hala devam ediyor, ve yazar olmak asla daha kolay olamaz.
O bana onun öyle olmadığını söyledi.
 
 
 
 
Kaynak: edebiyathaber.net (15 Haziran 2012)
Çeviri: Barış Berhem Acar
 

13 Ocak 2015 Salı

İngilizce Mülakata Nasıl Hazırlanmalıyım?


Mayıs 2012’de, Japon hükümetine bağlı olarak çalışan bir kurumun Ankara temsilciliğinin asistan pozisyonu için Adecco’dan aradılar. Japonlara olan sempatimden dolayı görüşmeye heyecanla gittim. Ayrıntıları başka bir yazımda sizinle paylaşacağım mülakatı 2 Japon yönetici gerçekleştirdi. Benim için oldukça farklı bir deneyimdi çünkü Japonların hem İngilizce aksanları çok kötüydü hem de kelime bilgileri çok azdı. Söylemek istedikleri kelime akıllarına gelmeyince ben hatırlatıyordum. Kendimi iyi ifade ettiğimi düşünüyorum ama Japonların beni anlayıp anlamadıklarından emin değilim.
Günümüz rekabet ortamında sadece İngilizce bilmek artık yeterli değil.  İşverenler İngilizcenin yanı sıra Almanca, Rusça, Fransızca, Çince, Arapça hatta Ermenice bilen personel arıyor. “ İngilizce bilen çaycı aranıyor. “  ilanını görürseniz şaşırmayın. Pek çok kurum işe alacakları personel işinde İngilizce’ yi kullanmayacak olsa bile prestij için İngilizce bilen eleman arıyor.

Çoğumuz eğitim dili İngilizce olan programlardan mezun olmuyoruz ki İngilizce mülakat İngilizce öğrenim görenlerin de korkulu rüyası. Adayların pek çoğunun teorik İngilizce bilgisi oldukça iyi ancak iş sözel olarak kendini ifade etmeye gelince yetersiz kalıyor. Panik yapmaya gerek yok çünkü Türkçe mülakatla İngilizce mülakat arasında bir fark yok. Sizden istenen net bir şekilde kendinizi ifade etmeniz.
Yazıyı yazarken yabancı dil mezunu biri olarak kendime; “Ortalama düzeyde İngilizce bilseydim mülakata nasıl hazırlanırdım? “ sorusunu sordum ve cevaplarımı da sizinle paylaşıyorum.

Her şeyden önce İngilizce mülakat, Türkçe mülakattan farklı değil. Kendinizi ona göre hazırlayın.

Özgeçmişinizde yabancı dil seviyeniz hakkında yanlış bilgi vermeyin. Özgeçmişinizde yabancı dil bilginizi olduğundan iyi göstererek mülakatta kendinizi küçük düşürmeyin. Bazen adayların kendi İngilizce seviyelerini nasıl ölçtüklerini merak ediyorum.
İngilizce bilgi düzeyinizi ölçen TOEFL, IELTS, YDS gibi sınavlarla İngilizce yeterliliğinizi belgeleyin.

En az bir saat İngilizce konuşacağınızı düşünün ve ona göre kelime çalışın.
Türkçe mülakatta başvurduğunuz pozisyonla ilgili ne soruyorlarsa, İngilizce mülakatta da onu soracaklar. Daha önceki mülakatlarınızda sorulan sorular gelecekmiş gibi mülakata hazırlanın.

Oluşturduğunuz İngilizce özgeçmişinize çok iyi hazırlanın. Özgeçmiş üzerinden de mülakat ilerleyebilir.

İngilizce mülakat çalışmanızı yazıya dökün ama ezberlemeyin.
“ Çok heyecanlıyım. Soru cevap şeklinde gidelim, siz sorun ben cevaplayım. “  demeyin. İngilizce konuşmayı siz başlatın.

Soğuk terler dökmeyin.
Samimi, güler yüzlü bir şekilde konuşun.

Kendinizden emin bir şekilde soruları yanıtlayın.
Duraksamadan konuşun.

Panik yapmayın.
Akıcı konuşmaya gayret edin.

Aksanlı konuşmaya gerek yok, İngilizceniz açık ve anlaşılır olsun yeter.
İngilizce mülakatta gramer kurallarını unutun. Kendinizi net bir şekilde ifade etmeye gayret gösterin.

Uzun cümlelerden kaçının. Ama konuşmanızı bağlaçlarla süslerseniz çok da fena olmaz.
Arkadaşlarınızla bol bol pratik yapın.

Kelime bilginiz de önemli. Günlük konuşma dilinde en çok kullanılan fiilleri öğrenin.
Youtube’da size yardımcı olacak binlerce İngilizce mülakat videosu var. İzlemenizi tavsiye ederim, bu videolar size yol gösterecektir.

Selamlaşma ve tanışma diyaloglarına hazırlanın.
Kendinizi doğumunuzdan itibaren İngilizce anlatabilecek şekilde hazırlayın.

Bitirme projeniz, teziniz ve stajınızdan mutlaka soru gelecektir.
Önceki iş deneyimlerinizi İngilizce anlatabilin.

Başvurduğunuz kurum ve pozisyondan gelebilecek sorulara hazırlıklı olun.
Güncel konular ilgili İngilizce konuşabilmek de önemli. Örneğin bu günlerde “ Paris’te yaşanan terör saldırısıyla ilgili ne düşünüyorsunuz? “ gibi bir soru gelebilir.

Kısaca özetlemek gerekirse; İngilizce mülakatın Türkçe mülakattan hiçbir farkı yok. Türkçe mülakatta ne soruluyorsa İngilizce mülakatta da o sorulacak. Pek çok aday mülakatta panik yaptığı için kaybediyor. Siz kendinize güvenin. Bol Şans!





 

26 Aralık 2014 Cuma

2015 Gelmiş Hoşgelmiş


 

 
2014 ü uğurlamamıza sayılı günler kaldı. Bu yıl benim için hem bitişlerin hem de pek çok yeni güzel başlangıçların yılı oldu. Özellikle işimde pek çok hayal kırıklığı yaşadım. En kötüsü de mobbinge mağruz kaldım. Şaka gibi ama ne yazık ki gerçek. Neyse ki her şeyi atlattım. Yaşadığım kötü anılar aklıma bile gelmiyor. Keşke yaşanmasaydı ama henüz yolun başında böyle bir olay yaşamak beni daha da güçlendirdi. İşimi, insan kaynaklarını o kadar çok seviyorum ki kariyer yolumda önüme çıkan tüm engeller artık benim için çocuk oyuncağı.

Şu anda her şey yolunda, o kadar huzurluyum ki benim için önemli olan da bu. 2015 yılı için kendime yeni hedefler koydum, yapmayı planladığım pek çok şey var. Doktoraya başlamak istiyorum, uzun süredir ihmal ettiğim bloğumla daha çok ilgilenmek istiyorum, daha çok kitap okumak, operaya, pasta kursuna gitmek istiyorum, limon ağacım kurumasın istiyorum. Wish list’im o kadar uzun ki…

Yeni yıl demek benim için yeni hayaller demek… Hayallerimin gerçekleşmesi için çalışmaya başladım bile…

Bol kazançlı, terfili, hayallerinizin gerçekleşeceği mutlu bir yıl dileğiyle…
 

 

27 Ekim 2014 Pazartesi

Özensiz Doldurulmuş İş Başvuru Formları


Başlığı okuyan insan kaynakları uzmanları ne demek istediğimi çok iyi anlıyorlar.

www.kariyer.net den ilanı verdiniz. Pek çok başvuru aldınız ve adayları mülakata davet ettiniz.  
Farklı formattaki özgeçmişleri değerlendirmek zor olacağından, mülakat öncesi adaylardan kuruma özel iş başvuru formunu doldurmasını istediniz. 
Bazı kısımları boş bırakılmış, buruşturulmuş,  özensiz bir şekilde doldurulmuş başvuru formunu elinize alıyorsunuz. Karşınızdaki aday hakkında ne düşünürsünüz?

Ne yazık ki pek çok aday “nasıl olsa hazır özgeçmişim ellerinde var” düşüncesiyle özensiz bir şekilde başvuru formunu dolduruyor. Kötü doldurulmuş bir başvuru formu aday hakkında olumsuz bir ilk izlenim bırakır. Oysaki başvuru formu ne kadar dikkatli doldurulursa aday hakkında daha net bilgiye sahip olunur. Özenli doldurulmuş başvuru formu adayın işe verdiği önemi gösterir.

Peki, başvuru formlarını nasıl doldurmalıyız?

Formu doldurmadan önce bir kez okuyun.

Okunabilir bir yazıyla formu doldurun.

Mülakata giderken yanınızda mutlaka vesikalık bir resminiz olsun. Resminizi iş başvuru formuna ekleyin. Böylece insan kaynaklarının karar aşamasında sizi kolayca hatırlamasını sağlarsınız.

Formu eksiksiz doldurun.  Adaylar daha çok ücret kısmını boş bırakıyorlar. Burayı boş bırakmak yerine “kurumun ücret politikasına uyacağım.” yazabilirsiniz.

Size ulaşılmadığında aranabilecek bir yakınınızın telefon numarasını da ekleyin.

İmza ve tarihi unutmayın.

Yetkili kişiye vermeden önce, atladığınız bir yer olup olmadığını kontrol etmek için formu tekrardan okuyun.

Formu katlamadan, buruşturmadan yetkiliye verin.

Bol şans J

17 Ekim 2014 Cuma

Para Kazanmak İçin Değil Öğrenmek İçin Çalışın



Başlığı görüp sakın yanlış anlamayın.

Bu yazım yeni mezunlara ithafen…

Okuldan yeni mezun oldunuz, iş deneyiminiz yok ya da kariyerinizin başlarındaysanız; para kazanmak için değil de öğrenmek için çalışmak önceliğiniz olmalı. Sonsuza kadar değil tabi ki, ilk iki yıl.

Hepimiz pek çok hayallerle okuldan mezun oluyoruz.
Ama iş hayatı sandığımız kadar kolay değil.
Hayal kırıklıkları yaşıyoruz…
Aylarca hatta yıllarca hayalimizdeki işi arıyoruz.
Henüz yolun başındayken pes edip bırakmayı düşünüyoruz.

Yeni mezun gençlerden pek çok mail alıyorum. Herkesin en büyük sorunu işsizlik…  Bunun başlıca sebebi de yeni mezunların iş hayatını tanımadığı için çok hayalperest olmaları.

Okuldan yeni mezun olan bir adayı hemen müdür yapmıyorlar ne yazık ki…

Yeni mezunlar özellikle de iyi bir üniversiteden mezun olan adaylar, mezun olur olmaz çok iyi bir pozisyonda işe başlayacağını sanıp hayal kırıklığı yaşıyorlar. Üniversite yıllarında “mezun olunca bir çaresine bakarım” diye düşünmeyip, projelerle, stajlarla, gönüllü çalışmalarla, part time işlerle çalışma hayatına adım atanları ayrı tutuyorum.

Yeni mezunların iş ararken önceliği para olmamalıdır. İlk önce deneyim sonra para! Deneyim kazandıktan sonra para da gelecektir. Bu yüzden ücreti az bulup iş tekliflerini reddetmeyin.

Deneyim kazandıktan sonra hem kazanacağınız para artacak, zam ya da terfi alacaksınız hem de iş seçme lüksünüz olacak. Artık deneyimsiz olduğunuz için başvurduğunuz kurumlardan geri çevrilmeyeceksiniz. Rakip kurumlardan iş teklifi bile alacaksınız.

Çok değil en fazla 2 yıl parayı değil işi öğrenmeyi tercih edin, merak etmeyin gerisi gelecek…

Bol kazançlı günler…



22 Ağustos 2014 Cuma

Başarılı Olmak İçin 21 Tavsiye




New York Times’ın çok satan kitapları arasında yer alan Life's Little Instruction Book” un yazarı H. Jackson Brown Jr. aynı zamanda Başarı için 21 Öneri” listesini de yazmıştır.

Bu yazımda sizlere H. Jackson Brown Jr.’ın listesinde yer alan; aslında hepimizin bildiği ama dikkat etmediğimiz maddeleri hatırlatacağım.

Başarı için 21 Tavsiye:

Doğru kişiyle evlenin. Bu bir tek karar mutluluğunuzun ya da mutsuzluğunuzun %90nını belirler.
Sevdiğiniz işi yapın. İşiniz, yeteneğinize ve harcadığınız zamana değsin.
İnsanlara beklediklerinden daha çok şey verin ve bunu neşeyle, isteyerek yapın.
Tanıdığınız en pozitif ve en heyecanlı kişi olun.
Kendinizi ve insanları affedin.
Cömert olun.
Minnettar bir kalbiniz olsun.
Süreklilik, süreklilik, süreklilik.
Maaşınız az bile olsa para biriktirmek için kendinizi disipline edin.
İnsanlara size davranılmasını istediğiniz gibi davranın.
Sürekli gelişiminiz için kendinize söz verin.
Kaliteli bir birey olun.
Mutluluğun; mal mülk, güç ya da prestije dayalı değil de sevdiğiniz ve saygı duyduğunuz insanlarla olan ilişkinize dayalı olduğunu unutmayın.
Sadık olun.
Dürüst olun.
Lider ruhlu olun.
Bazen yanlış yapsanız bile kararlı olun.
Başkalarını suçlamayı bırakın. Hayatınızın her alanında sorumluluk alın.
Cesur olun. Geriye dönüp baktığınızda bir kere yaptığınız şeylerden değil de daha az yaptığınız şeylerden dolayı pişmanlık duyacaksınız.
Sevdiklerinizle ilgilenin.
Annenizin gurur duymayacağı hiçbir şeyi yapmayın.

Zaman ayırıp yazılarımı okuduğunuz için teşekkür ederim..

25 Temmuz 2014 Cuma

İnsan Kaynakları Çalışanı Nasıl Olmalı?



Pek değerli meslektaşlarım, meslektaş adaylarım, blogger arkadaşlarım;
Hepimizin de bildiği gibi insan kaynakları ülkemizde hak ettiği değeri görememiştir. Ne yazık ki; personel müdürü zihniyetinden henüz kurtulabilmiş değiliz.

Burada iş bize düşmektedir. İnsan kaynakları mesleğini değerli hale getirmeliyiz, insan kaynağının önemini vurgulamalıyız. İşimiz çok zor ama çok önemli.
Peki, biz insan kaynakları profesyonelleri nasıl olmalıyız?

İnsanı sevin. İnsanı sevmeyen bir İnsan Kaynakları Çalışanı düşünemiyorum. İnsanı sevmiyorsanız insan kaynaklarında başarılı olamazsınız.

Profesyonel bir temsil çok önemli. Unutmayın bir kurumun yüzü İnsan Kaynaklarıdır.  Özellikle mülakatlarda kurumu insan kaynakları temsil eder. Gelen adaylar kurumu size göre değerlendirir.

Gülümseyin. Her zaman pozitif olun. Kişisel problemlerinizi işe yansıtmamaya çalışın.

Sabırlı olun. Bol bol şikâyet dinleyeceksiniz. Çalışanları mutlu etmek gerçekten çok zor J

Arabulucu olun. İnsan Kaynakları çalışanı; işçi- işveren ve sendika ilişkilerini dengeli ve sağlıklı bir şekilde yürütmek zorundadır. Kurumda arabuluculuk görevi insan kaynaklarına düşmektedir. Her zaman yıkıcı değil yapıcı olmaya çalışın.

İletişim becerilerinizi güçlendirin.

Problem çözücü olun. Çalışanlar bir problemi olduğunda gönül rahatlığıyla size başvurabilsin.

İnsanların çalışırken mutlu olmalarını sağlayın.  Çalışanlarınızın evlerine mutlu ve huzurlu bir şekilde gitmelerini sağlayın.

Stratejik bakış açısına sahip olun.

Yaratıcı olun.

Etkili olun.

Güvenilir olun. Tutamayacağınız sözler vermeyin.

Sır tutmayı bilin. İnsan kaynakları departmanı çalışanların her türlü gizli, kişisel bilgilerini bilen bir departmandır. Güvenilir bir insan kaynakları çalışanı olmak istiyorsanız sır tutmayı bileceksiniz.

Çalışma arkadaşlarınız, yöneticiniz hakkında dedikodu yapmayın. Kendinizi dedikodunun dışında tutun.

Çalışanlar arasında ayrımcılık yapmayın. Herkese aynı mesafede olun.

Örnek bir çalışan olun. Sürekli işe geç kalan, projeyi zamanında bitirmeyen bir insan kaynakları uzmanı başkalarının disiplinli olmasını nasıl bekler?

İyi bir dinleyici olun.

Resmin bütününe bakabilin.

Hoşgörülü olun. İyi bir insan kaynakları uzmanı empati kurabilmeli.

Meraklı ve hevesli olun.

Mesleğinize olan heyecanınızı yitirmeyin.

Motivasyonunuz her zaman yüksek olsun. Tabi ki zaman zaman bizlerin de motivasyonu düşecek, ancak motivasyonu düşük bir insan kaynakları uzmanı çalışanların motivasyonu için ne yapabilir?

Yılmayın, cesaretiniz kırılmasın. Bazı anlar gelecek ki hayal kırıklığına uğrayacaksınız.

Kendinizi sürekli geliştirin. Alanınızda uzmanlaşın.

İnsan kaynakları gündemini takip edin.

Çalışanları takdir edin. Teşekkür etmesini bilin.

Paylaşımcı olun. Bilgilerinizi başkalarıyla paylaşmaktan korkmayın.

Bencil olmayın. Elde ettiğiniz başarıyı ofisinizle paylaşmanız ekip arkadaşlarınızın daha fazla çalışmasını sağlayacaktır.

Başkalarına ilham verin. Çalışma arkadaşlarınıza örnek olun. Kurumunuzda örnek bir çalışan olmaya gayret edin.

Teknolojiyi iyi kullanın. Birkaç sene önce insan kaynaklarının sosyal medyayı bu kadar aktif kullanması gerektiği aklınıza gelir miydi? Y kuşağı, Z kuşağı derken sürekli gelişen terminolojiye hakim olmak, gündemi yakalayabilmek için teknolojiyi iyi kullanmak işimiz için çok önemli.

Araştırmacı olun.

İnovatif olun.

Etrafınıza pozitif enerji yayın. İnsanlar sizi gördüğünde köşe bucak kaçmasın J

Ve son olarak da bol bol okuyun.


23 Temmuz 2014 Çarşamba

Neden Kovuldum?




Yöneticime göre çalışanlar işlerini yapamadıkları için değil, daha çok ikili ilişkileri nedeniyle kovulurlar. Gerçekten de yakın bir zaman da çalışma arkadaşlarımdan biri diğer çalışanlarla olan iletişimi, ilişkileri yüzünden işten atıldı.

Başarılı bir performansa sahip olduğunuzu düşünmenize rağmen işinizden kovuldunuz, peki sonrasında kendi öz değerlendirmenizi yaptınız mı?  Neden işinizden kovuldunuz?

Listenin en başında kötü performans var. Kötü bir performansa sahipseniz,
Kişisel problemlerinizi işinize yansıtıyorsanız,
İşe alınmak için mülakatta yalan söylediyseniz,
Sürekli izin alıp işinizi aksatıyorsanız,
İşe geç kalmayı alışkanlık haline getirdiyseniz,
Yalan söylüyorsanız,

Mesai saatlerinde uyurken yakalanıyorsanız,
İşinizden sürekli şikâyet ediyorsanız,
Çalışma arkadaşlarınız hakkında dedikodular çıkarıyorsanız,
Çalışma arkadaşlarınızı taciz ediyorsanız,
Yöneticinizin sizden istediği işleri yapmıyorsanız,
İşe sarhoş geliyorsanız,
Düzeysiz şakalar yapıyorsanız,
İşinizi yapmak yerine internette sörf yapıyorsanız,
Çalışma arkadaşlarınızı sürekli eleştiriyorsanız,
Twitter, Facebook gibi sosyal medyada yöneticinizden ve şirketinizden şikâyet ediyorsanız,
İşinizden kovulabilirsiniz. Aman Dikkat!





6 Temmuz 2014 Pazar

Eyvah İlk İş Günüm


İlk İş Gününüz Çin İşkencesine Dönüşmesin!

Ve beklenen gün geldi! Bugün büyük bir heyecanla istediğin işinde ilk iş günün. Peki heyecanlı bir pazartesiye hazır mısın? İlk iş gününü az hasarla atlatman için sana birkaç tavsiye:
Uykunu iyice al. Oryantasyon sırasında uyumak istemezsin.
Güzel bir kahvaltı yap.
Mülakata katıldığın günlerde kurumu gözlemle. İlk iş gününde de kurumun dress- code una göre giyin.  Aşırı makyajdan kaçın.
İlk gün işe geç kalmak istemezsin, işe zamanında git. Aslında 10 dakika erken gidersen stresin azalır.
Ajandan yanında olsun. Not alman gerekebilir.
Samimi bir gülümsemeyle kendin tanıt, herkese merhaba de.


Kurumsallaşmış firmalarda işe yeni başlayanlar için oryantasyon programları vardır, yoksa da bunu sorun yapma.

İlk iş günü elini kolunu nereye koyacağını, nerede nasıl konuşacağını, kime nasıl hitap edeceğini bilemediğin gündür. Panik yapma.
Kendini sığıntı gibi hissetme.
Güler yüzlü ol.
Masan, bilgisayarın, telefonun ayarlanmamışsa bunu sorun yapma.
Eğer bu iş ilk işin değilse eskisiyle kıyaslama. Bildiklerinizi unutun!
Hata yapmaktan korkma. Yaptığın hataları aslında başkalarının da yaptığını unutma.
Bugün milyonlarca kişiyle tanışacaksın ve günün sonunda aklında sadece birkaç isim kalacak. Bu yüzden isimleri ezberlemeye çalışma.
Kendine güven.

Soru sormaktan çekinme.
Çok konuşma, politika hiç konuşma!
İnsanların kendi iş rutini devam ettiği için, herkesin seninle ilgilenmesini bekleme.
İnsanları gözlemle, iş akışının nasıl olduğunu öğrenmeye çalış.
Yeni iş arkadaşlarına kendini beğendirmeye çalışma.
Dedikodu yapma
Motivasyonun düşmesin.
İş arkadaşlarının öğle yemeğine çıkma tekliflerini reddetme.
İlk günden insanlar hakkında önyargılı olma.
Organizasyon şemasını, hangi departmanların olduğunu öğrenmeye çalış.
Rahat tavırlar sergile.
Boş boş oturmamaya özen göster. İşi öğrenmeye çalış.
Mesai bitimine uy. İlk günden izin alma!

Bol Şanslar J







24 Mayıs 2014 Cumartesi

Tembel İş Arayanın Günlüğü





Yoksa siz;

başvurmadığım iş kalmadı, işsizlik benim kaderim,

biraz işsizlik maaşı alayım, nasıl olsa birkaç ay içinde iş bulurum,

çok çalıştım tatile ihtiyacım var,

çalışmak benim için bir işkence diyenlerden misiniz?

Uzun süredir iş aramak& işsiz kalmak sizi tembelleştirmiş..

Sanılanın aksine; yapılan araştırmalara göre kurumların işe alımları yaz aylarında artıyor. Yaz ayları işsizler için pek çok fırsat içeriyor.

İnsanlar yaz aylarında iş aramaktan uzaklaşırlar, tatil yapmayı tercih ederler. Oysaki yaz aylarında iş bulma şansı daha yüksektir.  Rakipleriniz tatildeyken, işe yerleşmede rekabet avantajı sizin elinizde! Çünkü açık pozisyonlara başvuru, kış aylarına göre daha az olacaktır. İş bulana kadar tatil planlarınızı erteleyin, erken kalkan yol alır!

Üniversitelerin yaz aylarında yeni mezun vermeleriyle birlikte yoğun işe alımlar yapılmakta. Adayların eylül ayında işbaşı yapabilmeleri için kurumlar, yeni mezun işe alımları yaz aylarında yapmayı tercih ediyorlar. (Örneğin bankacılık sektöründe iş başı yapılmadan önce yoğun bir eğitim süreci olduğu için yaz ayları tercih edilmekte.)

Yaz dönemiyle birlikte iş hacmi artan turizm sektöründe dönemsel işe alımlar yapılmaktadır. Dönemsel işler daha çok genç adaylar tarafından tercih ediliyor. Özellikle yeni mezun gençler ve üniversite öğrencilerinin tercih ettiği dönemsel işler, gençlerin profesyonel iş hayatıyla tanışmalarını sağlıyor. Dönemsel de olsa deneyim, kariyeriniz için oldukça önemli!

Dönemsel çalıştıktan sonra kurumun kadrosuna geçmek de mümkün.  Çalışma isteğinizi, performansınızı kanıtladıktan sonra işiniz de kalıcı da olabilirsiniz.

Pes etmek yok iş aramaya devam..
Mutlu iş aramalar J

Yazımı yazarken ilham aldığım, ünlü Fransız yazar La Fontaine tarafından yazılmış olan Ağustos Böceği İle Karınca masalını sizlere tekrar hatırlatmak istedim.

Ağustos böceği mi yoksa karınca mı olduğunuza siz karar verin J



Eğlenceyi çok seven bir ağustos böceği varmış.
Bu Ağustos Böceği sürekli saz çalar, şarkı söylermiş
Tüm gününü bu şekilde geçirirmiş
Derken güzel, sıcak günler bitmiş, kış gelmiş
Artık havalar çok soğuk ve yağışlıymış.
Ağustos Böceği şarkı söylemez hale gelmiş
Soğuktan çok üşüyormuş ve karnıda çok acıkmış.
Ama hiç yiyeceği yokmuş.
Çünkü tüm yazı saz çalarak ve şarkı söyleyerek geçirmiş.
Kış için hiç hazırlık yapmamış.
Ama o bu şekilde eğlenirken küçük komşusu Karınca tüm yazı kış hazırlığı yaparak geçirmiş.
Ağustos Böceği bunu hatırlamış ve aklına karınca komşusundan ödünç istemek gelmiş;
— Karınca komşumdan ödünç yiyecek bir şeyler isteyeyim, hem ne var ağustosta tekrar öderim, demiş.
Ağustos Böceği bu düşünce içerisinde karınca komşusunun kapısına gitmiş. Kapıyı çalmış. Karınca açmış kapıyı. Karşısında açlık ve soğuktan perişan olmuş Ağustos Böceği 'ni görmüş;
— Ne istiyorsun Ağustos Böceği, demiş.
— Karınca kardeş havalar çok soğudu çok üşüyorum, üstelik karnımda çok aç ama yiyecek hiçbir şeyim yok. Bana ödünç yiyecek bir şeyler verir misin? Söz veriyorum Ağustosta borcumu ödeyeceğim sana, demiş ağustos böceği.
Karınca;
— Neden yiyecek hiçbir şeyin yok, bütün yaz ne yaptın sen?
— Ağustos Böceği çok utanmış, çok mahcup olmuş;
— Şeyyy, ben bütün yaz saz çaldım, şarkı söyledim. Kış için hiç hazırlık yapmadım.
Karınca çok sinirlenmiş bu cevabı duyunca;
— Madem öyle tüm yaz saz çalıp, şarkı söyledin şimdide oyna o zaman, demiş karınca ve tak diye kapıyı ağustos böceğinin yüzüne kapatmış.
Ağustos böceği hatasını anlamış. Karınca 'dan özür dilemiş. Karınca da onu içeri almış ve yaz gelince beraber yiyecek toplamışlar...