insan kaynakları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
insan kaynakları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Nisan 2015 Pazartesi

Başarı Nedir?



Başarı nedir?

Başarı zengin olmak mıdır?

Ünlü olmak mıdır? 

Güçlü olmak mıdır?

Başarılı insan deyince özel yetenek gerektiren olağanüstü işler yapan kişiler akla gelir. Medyada daha çok; zengin iş adamlarının, dünyaca ünlü profesyonel golfçülerin, Hollywood yıldızlarının, çok satan yazarların, güçlü politikacıların başarı hikayelerini gördüğümüz için çok az özel insanın başarılı olabileceğini düşünüyoruz. Ancak başarı sadece zengin ya da ünlü insanlara özgü bir şey değildir. Başarı hikayelerini duymasak da sıradan insanlarda başarılı olabilirler.

Başarının yapı taşları; harekete geçmek, tutku ve sürekliliktir.

Başarılı insanlar bir şeylerin kendiliğinden olmasını beklemezler, amaçlarına ulaşmak için harekete geçerler. Çünkü başarı hiçbir zaman altın tepside gelmez.

Başarı;  istediğin bir şeye ulaşmak ya da daha önce sahip olmadığın bir şeye sahip olmaktır. Başarı ulaşılabilir hedefler koymakla başlar. Bu hedeflere ulaşabilmek için de tutkunun olması gerekir. Tutku; insanların amaçlarına ulaşabilmesi için daha çok çalışmasını, daha çok öğrenmesini, daha çok fırsatı avantaja çevirmesine olanak sağlayan bir enerjidir.

Bazı insanların ulaşılabilir hedefleri vardır fakat hayallerinin gerçekleşmesini sağlayacak tutkuları yoktur. Bazı insanların da tutkuları vardır ama belirli bir hedefleri yoktur. Hayalden hayale koşarlar. Sonuç olarak hepsi başarısız olurlar.

Bütün çocuklar hayata büyük bir tutkuyla başlarlar. Bebeklerin emeklemek, ayağa kalkmak ve yürümek için gösterdikleri tutkuyu, uğraşı düşünün. Tekrar tekrar düşmelerine rağmen yürüyene kadar denemeye devam ederler. Peki, bebeğin başarıya ulaşmasının sırrı nedir? Süreklilik! Süreklilik engellere ve başarısızlıklara rağmen amaçtan sapmadan, yılmadan tekrar tekrar denemektir.

Başkalarının başarı hikayelerini taklit etmeyin. Kendi başarı hikayenizi yaratın.
Yazımı okuduğunuz için teşekkür ederim.  Peki, senin başarı hikayeni ne zaman duyacağız?


Kaynakça: Inside Reading. (2009). New York : Oxford University Press 

1 Nisan 2015 Çarşamba

Erasmus Stajım


Staj başvurularının yapıldığı şu günlerde ben de kendi staj deneyimimden bahsetmek istiyorum.
2009 yılında henüz ikcı değilken, Ankara Üniversitesi Alman Dili ve Edebiyatı son sınıf öğrencisiydim. Ya tercüman olarak kariyerime devam edecektim ya da İnsan Kaynakları alanına geçiş yapacaktım. Ama bir eksik vardı: Daha önce hiç iş tecrübem yoktu ve mezun olmadan önce çalışma hayatıyla ilgili bir fikrim olsun istiyordum. Bu eksiğimi nasıl tamamlarım diye düşünürken yolum Erasmus Stajla kesişti.

“ Erasmus Öğrenci Değişim Hareketliliği “ni biliyordum ama Erasmus Stajı ilk defa duymuştum. Staj yapılacak kurum, resmi yazışmalar, vize işlemleri gibi bütün işlemleri öğrenci tek başına yaptığı için fazla başvuru yapılmıyor bu yüzden de çok bilinmiyor. Özellikle gidilmek istenilen ülkede staj yapılacak uygun bir kurum bulmak, onlarla iletişime geçmek ve stajın kabul edilmesini sağlamak, kalacak yer ayarlamak gerçekten çok zor. Türkiye’de bile staj ayarlamak bu kadar zorken bir de Erasmus Stajın zorluğunu hayal edin. Beni de zorlayan noktalar bunlar oldu. Süreç o kadar uzadı ki son ana kadar bende gidebileceğimden emin değildim ama umudumu da kaybetmemiştim.

Dil Tarihten Hocam, o zamanlar DAAD ( Alman Akademik Değişim Servisi ) Müdürü de olan Nilgün Hocanın, bir dönem önceki 2 öğrencisine kurum bulmalarında ve resmi işlemlerde yardımcı olduğunu duymuştum. Stajyerler sadece vize işlemlerini kendileri yapmış, onun dışındaki tüm işlemleri, yurdun ayarlanması da dâhil Nilgün Hoca ayarlamış. Ben de bir umut Nilgün Hoca’nın kapısını çaldım. Ancak bir önceki dönem, kurum stajyerden memnun olmayıp böyle stajyerler göndermeyin deyince Nilgün Hoca staj konusunda kimseye yardımcı olmayacağını söyledi. Henüz başvuru yapmadan ilk hayal kırıklığını yaşamıştım. Moralim bozulsa da bu stajı yapmayı çok istiyordum ve denemeye de kararlıydım. İşin kötü tarafı sınıf arkadaşlarım da boşuna uğraştığımı düşünüyorlardı.  
Günlerce internetten kurumları araştırdım, pek çok şirkete onlarca mail gönderdim, yurt dışında yaşayan akrabalarımdan yardım istedim, kısaca elimden ne geliyorsa yapmaya çalıştım. Tam bir hafta sonra kuzenimden güzel haber geldi. Bir arkadaşının çalıştığı kurumla görüşmüş ve benim için staj yeri ayarlamış. Ben de okulumdaki AB Ofisiyle görüşerek staj başvurumu yaptım.

Tabi her şey böyle tozpembe olmuyor. Resmi yazışmalar, vize işlemleri, okulumun staj yapacağım kurumu kabul etmesi derken çok yorulmuştum.  Kimse yardımcı olmadığı için hepsini tek başıma yapmak zorunda kaldım. Almanya’dan evrakların geliş sürecinin uzaması da her şeyin tuzu biberi olmuştu. Arkadaşlarım moralimi bozmamak için söylemese de kimse gideceğime inanmıyordu. Son bir evrakın gelmesiyle başvurumu tamamlayıp, vizeye başvurdum ve uçak biletlerimi aldım.
Tek başıma gitmekten biraz korktuğum için  birçok arkadaşıma birlikte başvuru yapmayı önermiştim. Kimse uğraşmak istemediği için başvurmak istemedi ve o dönem staj için tek başvuru yapan ve giden ben oldum.

Ve mutlu son! Ta taam Almanya’daydım J
Ailem, teyzemlerin yanında kalmam şartıyla izin verdiği için mecburen teyzemlerde kalmıştım. Başta sıcak bakmasam da staj yaptığım kuruma yakın olduğu için teyzemlerde kalmam benim için de iyi oldu.

Stajım 3 aylıktı ve yanlış hatırlamıyorsam aylık 1000 Euro gibi bir hibe aldım. Paranın bir kısmını gitmeden önce, kalan kısmını da staj dönüşü kurumdan aldığınız staj başarı belgenizle alabiliyorsunuz. Bu hibeyle hemen uçak biletlerimi aldım. Teyzemlerde kaldığımdan yurt için para ödememe de gerek kalmamıştı. Aylık 1000 Euro çok fazla alışveriş yapmama rağmen bana yetmişti.
Stajla ilgili aklında ne kaldı diye sorarsanız: Çok az şey.  Ama profesyonel iş hayatının nasıl olduğu, farklı kültürlerle birlikte çalışmayı, yurt dışında işlerin nasıl yürüdüğünü gözlemledim ve olağanüstü tecrübeler kazandım.  En önemlisi de kendime olan güvenim arttı ve ne istediğime karar verdim.

Erasmus staj ilk iş tecrübem olmuştu. Bu kazandığım tecrübeler daha sonra iş bulmamda, diğer adaylardan bir adım öne geçmemde bana çok yardımcı oldu.
Bunun yanında Almanya’ya gitmişken Belçika, Hollanda gibi diğer Avrupa ülkelerini de görme fırsatım oldu.

Birkaç defa kayboldum,
Amsterdam’da gezerken kendimi birden Dünya Eşçinseller Günü ( Christopher Street Day ) yürüyüşünün tam ortasında buldum,

Hintlilerle Belçika’ya gittim,
Hollanda’da 2. el pazarından 50 Cent’e ilk UGG’ ımı aldım,

Belçika’da çikolatayı yeniden keşfettim,
Mimari şaheser kiliseler gezdim,

Çok güzel dostlarım oldu,

Koca bir günümü Köln’deki Çikolata Müzesinde (Schokoladenmuseum ) geçirdim,
Belçika’da param bitti,

Almanlar su yerine Mineralwasser içtiği için marketlerde su bulmakta zorlandım, çok susuz kaldım,
Erasmus Partiler süperdi,

Bürüksel sokak pazarlarını saatlerce gezdim,
Ünlü Oktoberfest’e katıldım,

Trafik kurallarına uymayı Almanya’da öğrendim.
Waffle aşkım Gent’de başladı,

Özetle, Erasmus Staj sayesinde harika bir 3 ay geçirdim.

 

 

22 Mart 2015 Pazar

Mutsuzluk Virüsü



Bugünkü yazıma ilham veren arkadaş eminim herkesin ofisinde vardır. Bu arkadaşa Jack ismini verelim ve hikâyemize devam edelim.

Jack arkadaşımız çok mutsuzdur. Aslında kendisi sevgi doludur (!) ama onu bu hale işi getirmiştir. Jack işinden şikâyetçidir, yöneticisinden şikayetçidir, çalışma arkadaşlarından şikayetçidir, yemekten şikayetçidir, eşinden şikayetçidir, kaynanasından şikayetçidir, şikayetçidir de şikayetçidir… Uçan kuştan, her şeyden ve herkesten şikayetçidir Jack.

Jack’e sorarsanız onu değiştiren, mutsuz eden, hayallerini yıkan işiydi, yöneticisiydi, çalışma arkadaşlarıydı…  Oysaki işe yeni başladığında çok umutlu ve mutluydu. Zaman geçtikte tüm iş yükü Jack’e yüklendi çünkü onun hiç sesi çıkmıyordu. Onunla aynı işi yapan arkadaşları ondan daha fazla maaş alıyorlardı. Oysaki koskoca şirketin tüm yükü Jack’ın üzerindeydi. Diğer departmanlarda çalışanlar yatıyorlar, işlerini yapmıyorlar sadece ama sadece Jack çalışıyordu.

Sabah işe geldiniz, kahvenizi yudumladınız, büyük bir motivasyonla çalışmaya başladınız. Sizin mutlu olduğunuzu gören Jack hemen yanınıza gelir ve her şeyden ve herkesten şikâyet etmeye başlar. İşe yeni başladıysanız sonunuzun Jack gibi olmasından korkarsınız, “ Allahım nerden düştüm buraya. “ diye düşünmeye başlarsınız, insanlar hakkında ön yargılı olursunuz. Enerjiniz düşer, motivasyonunuz azalır. Farkında olmadan bir bakmışsınız siz de bir Jack olmuşsunuz.

Jack’in istediği de tam olarak budur: Diğer çalışanları da kendisi gibi mutsuz etmek. Çünkü kendisi mutlu olmadığı için başkalarının mutlu olmasına tahammülü yoktur. Mesela Jack’in yöneticisiyle arası iyi değildir bu yüzden diğer çalışanların da yöneticisiyle iletişiminin iyi olmasını istemez. Yöneticisinin arkasından atıp tutar, zamanında kendisine yaptığı mobbingden bahsederek çalışma arkadaşlarının da kendisi gibi düşünmesini mutsuz olmasını ister.

Ben Jack ve türlerinden uzak durmaya çalışıyorum. Sizde öyle yapın, severek yaptığınız işe olan inancınızı, hevesinizi hiç yitirmeyin. Jack’ların sizi mutsuz etmesine, motivasyonunuzu düşürmesine izin vermeyin ve “ Madem bu kadar mutsuzsun, hakkın yeniyor o zaman İ S T İ F A etsene! “ demekten çekinmeyin.




Yazıma ilham veren eski bir arkadaşımı buradan selamlıyor, kendisinin de artık mutlu olmayı denemesini ve mutsuzluk virüsünü başkalarına bulaştırmamasını diliyorum J

17 Mart 2015 Salı

Yeni Başlayanlar İçin Yöneticiyle İletişimi Güçlendirecek 18 Tüyo


 

Nasıl yardımcı olabilirim?
Bu, tüm yöneticilerin en çok duymak istediği cümledir. Böyle sorarak takımın bir parçası olduğunuzu, yardımcı olmak istediğinizi gösterirsiniz.

Problem değil.
Yöneticiniz sizden bir şey yapmanızı istediğinde hiç tereddüt etmeyin. Pozitif olun ve işi seve seve kabul edin.

Daha fazlasını öğrenmeyi isterim.
Böyle söyleyerek; yaptığınız işte uzmanlaşmak istediğinizi ve öğrenmeye hevesli olduğunuzu gösterirsiniz.

Nasıl geliştirebilirim?
Bu cümle özellikle performans görüşmelerinde kullanılmalıdır. Sizin yapıcı ve gelişime açık olduğunuzu gösterir.

Bu konuyla ben ilgilenirim.
Bu, gönüllüğünüzü ve liderlik özelliklerinizi gösterir.

Gününüz nasıl geçti?
Yöneticinizin de insan olduğunu unutmayın. Onun da sizin gibi iyi ve kötü günleri olabilir.

Yöneticinizin sizin özel hayatınızı, ailenizi önemsemesini istediğiniz gibi siz de onunla ilgilenin. Sadece iş konuşmayın.

Teşekkür ederim.
İyi bir yönetici, çalışanları işinde başarılı olduğunda onlara teşekkür eder. Peki, kim yöneticisine teşekkür ediyor?

İşimi seviyorum.

İşinizle ilgili her şeyi sevmeseniz bile yöneticinize bahsedebileceğiniz güzel şeyler de vardır.
İşini seven, istekli bir çalışanı hangi yönetici sevmez ki?

Problemi X yoluyla çözebiliriz.
Yöneticiler sorun yaratıcı değil, problem çözücü çalışanları severler. Yöneticinize; “ Böyle bir problemimiz var. Bu problemi X,Y ve Z yolları ile çözebiliriz. Ben X yolu ile çözebileceğimizi düşünüyorum. Çünkü……………………………

Böyle yaparak yaratıcılığınızı göstermiş olursunuz. Yöneticiniz sizin önerdiğiniz çözümleri kullanmasa bile göstermiş olduğunuz çabadan etkilenecektir.

Bunun yapılmasını uygun gördüğüm için yaptım.
Bu cümle herkesin kulağına küpe olmalı. Yöneticiler verdikleri işi kendi başına yapabilen çalışanları takdir ederler.
Tamamladığınız iş sizin asıl işiniz olmadığı halde yaptıysanız yıldızları aldınız demektir.

Bir fikrim var.

İyi bir yönetici yeni düşüncelere açıktır. Fikirlerinizi, önerilerinizi yöneticinizle paylaşmaktan çekinmeyin.

Tatil planı yapmadan önce sizin fikrinizi almak istiyorum.
Otel rezervasyonunuzu yaptınız, uçak biletlerinizi aldınız. Tüm tatil hazırlıklarınızı yaptıktan sonra yöneticinize haftaya tatile gideceğinizi söylüyorsunuz. Bütün yöneticiler bundan nefret eder.

Tatil planınızı yapmadan önce iş yoğunluğunuzu ve uygun zamanı yöneticinizle paylaşmanız ve onun da fikrini almanız daha uygun olacaktır.

Bu işi olmuş bilin.
Yöneticiniz size bir iş verdiğinde gözü arkada kalmıyorsa aranılan çalışan olmanıza az kalmış demektir.

Sizin konuşmanızdan anladığım kadarıyla……………
Duyduğunuzu tekrar etmek aktif bir dinleme tekniğidir.  Size ilk başta garip gelebilir ancak bu sizin yöneticinizi dinlediğinizi ve konuyu anladığınızı gösterir.

Kabul ediyorum bu konuda hata yaptım. Fakat gelecek sefer daha dikkatli olacağım.
Yöneticiler, yalan söylemeyip hatasını kabul eden çalışanları her zaman takdir ederler.

…………. konusunda tavsiyenize ihtiyacım var.
Yöneticiler alanında uzman olarak görülmekten, takdir edilmekten hoşlanırlar. Bu yüzden çalışanlarına kariyerleriyle, mesleki ve kişisel gelişimleriyle ilgili tavsiye vermeyi isterler.

Zaman zaman yöneticinizden tavsiyeler isteyerek kendisini daha değerli hissetmesini sağlayın.

Size katılıyorum.
Herkes düşüncelerinin onaylanmasından hoşlanır, bu kişi yöneticiniz olsa bile.

X Bey sizin görüşünüze de katılıyorum ancak benim de sizinle paylaşmak istediğim şöyle bir düşüncem var.
Yöneticinizin herhangi bir konuyla ilgili hata yaptığını düşündüğünüzde bunu başkalarının yanında paylaşmayın. Yalnız kaldığınızda konuyla ilgili görüşünüzü dile getirin, böylesi daha doğru olacaktır.

Kaynakça: Marr, Bernard, 20 Things Your Boss Will Love To Hear and Why, 2015

10 Mart 2015 Salı

Mutluluk Fabrikası



Bir varmış bir yokmuş, mutluluk fabrikası diye çalışanlarının çok ama çok mutlu olduğu bir fabrika varmış. Fabrikanın sahibi Bay Mutlu için çalışanlarının mutluluğu çok önemliymiş. Bay Mutlu çalışanlar mutlu olursa; performansın artacağını, verimliliğin en üst düzeyde olacağını, kuruma bağlılığın ve müşteri memnuniyetinin artacağını çok iyi biliyormuş. Bu yüzden çalışanlarıyla birlikte vakit geçirerek onları neyin mutlu edeceğini öğrenmiş ve çalışanlarını mutlu edecek pek çok uygulama geliştirmiş. Orada çalışan herkes çok mutluymuş. Onlar mutlu olduğu için Bay Mutlu da, müşteriler de, çalışanların aileleri de mutluymuş.


Her şey çok güzel giderken Bay Mutlu aniden rahatsızlanmış ve yerine Amerika’da okuyan oğlu Bay Ekonomi geçmiş. Bay Ekonomi için en önemli şey paraymış. Ona göre babasının çalışanlar için yaptığı bütün uygulamalar gereksiz, boşa zaman ve para kaybıymış. Koltuğa oturur oturmaz çalışanları mutlu eden bütün uygulamaları kaldırmış ve sadece iş odaklı çalışmaya başlamış. Kendilerine değer verilmediğini düşünen çalışanlar mutsuz olmuş, iş kazaları ve işten ayrılmalar artmış, ürünlerin kalitesi düşmüş, müşteriler şikâyet etmeye başlamış. Bay Ekonomi çalışan mutluluğun ne kadar önemli olduğunu anlamış ama artık her şey için çok geçmiş. Babasının büyük bir emekle kurduğu mutluluk fabrikasını kapatmak zorunda kalmış.


Bay Mutlu’dan İlham Alacağınız 30 Motivasyonel Uygulama

  1. Çalışanlarınızla vakit geçirerek onları nelerin mutlu edeceğini öğrenin. Onları motive edecek uygulamaları hayata geçirin.
  2. Çalışanlarınızın görev tanımlarını netleştirin. Kişi kendisinden neler beklendiğini bilirse işini yapması daha da kolaylaşır.
  3. Çalışanlarınızın terfilerini, emekliliklerini, doğum günlerini küçük bir pastayla kutlayın.
  4. Temalı ofis günleri yapın. Mesela bu pazartesi çikolata günü olsun. Çalışanlarınızı çikolatayla şımartın.
  5. Tutamayacağınız sözler vermeyin. Kaybettiğiniz güveni daha sonra kazanmanız zor olacaktır.
  6. Onlara sorumluluklar verin.
  7. Güzel havalarda çalışanlarınıza günün tadını çıkarabilmeleri için izin verin. Ya da karlı bir günde çalışanların işe gelmelerinin sıkıntılı olacağını hissettiğinizde o günü tatil edin.
  8. Çalışanlarınızı dinleyin, Onların düşüncelerine değer verdiğinizi hissettirin.
  9. İşlerini daha iyi yapmalarını sağlayacak yazılım, program,  yeni bir fotokopi makinesi gibi araçları sağlayın Bu onları daha yaratıcı kılacak ve mutlu edecektir.
  10. Çalışanlarınızın yardım kuruluşlarında gönüllü çalışmalarını destekleyin. Gerektiğinde onlara ücretli izinler verin.
  11. Çalışanlarınız mutsuzsa onları nelerin mutsuz ettiğini sorgulayın ve çözümler üretin.
  12. Her fırsatta çalışanlarınıza teşekkür edin.
  13. Yönetimin aldığı kararlardan çalışanlarınızı haberdar edin.
  14. Çalışanlarınıza eşit davranmak için uğraşmayın, adil olun.
  15. Çalışanlarınızın kariyer planlamalarını yapın.
  16. Çalışanlarınızın mesleki ve kişisel gelişimlerine destek olun.
  17. Çalışanlarınızın kişisel projelerini destekleyin.
  18. Çalışanlarınızla sadece iş konuşmayın. Ailesiyle,  hafta sonu planlarıyla da ilgili olun.
  19. İşe yeni başlayan çalışanlarınızın kurum kültürünü anlamaları ve işe alışmaları için budy / mentor atayın.
  20. Çalışanlarınızın / takımınızın eğlenceli bir fotoğrafını herkesin görebileceği bir yere asın.
  21. Çalışanlarınıza kurumun misyon ve değerlerini ara ara hatırlatın.
  22. Çalışanlarınızın başarılarını kutlayın.
  23. Düzenli aralıklarla çalışanlarınıza feedback verin.
  24. Çalışanlarınıza saygı duyun.
  25. Çalışanlarınızı güçlendirin. Onların lider olmasından korkmayın.
  26. Heyecanlı, coşkulu bir ofis ortamı oluşturun.
  27. Çalışanlarınızla birlikte sosyalleşin. Hafta sonları bowling, paintball gibi yarışmalar organize edin.
  28. Uzun dönemli bir çalışan mutluluğu planlayın.
  29. Çalışanlarınızı düşük ücretle çalıştırmayın.
  30. Deneyin, bıkmadan tekrar deneyin.

8 Mart 2015 Pazar

Planlı Çalışmak




Artan rekabet koşullarında zaman  çok önemli. Hepimiz yapacak çok işimiz olduğundan ancak bunları yapmaya zamanımız olmadığından şikâyet ederiz.  
Planlı yaşamayı öğrenerek zamanınızı yönetebilirsiniz... Bu sayede hem organize olur hem de yapmayı unuttuğunuz bir iş kalmaz.

Mesainin ilk 10 dakikası

Sabah ofise geldiniz ve kendinize güzel bir kahve söylediniz. Kahvenizi yudumlarken 10 dakikanızı ayırarak yoğun iş gününüzü planlayabilirsiniz. Öncelikli işlerinizi belirleyin ve gün içerisinde yapmanız gereken işleri önem sırasına göre planlayın.

Bu sabah yapmam gereken en önemli iş ne?

Bugün için ajandama not aldığım ne var?

Gün içerisinde yapmam gereken telefon görüşmeleri var mı?

Bugün hangi toplantılara katılacağım?

Bugün tamamlamam gereken bir iş & proje var mı?

Mesainin son 10 dakikası

Gözünüz saatinizde. Çok yoruldunuz ve mesainin bitmesine az bir zaman kaldı. Mesainizin son 10 dakikasını gününüzü özetlemeye ayırırsanız, hem tamamladığınız işleri görüp rahatlarsınız hem de yarın için zaman kazanırsınız.

Teşekkür etmem gereken birileri var mı?

Gün içerisinde yaptığım en önemli iş neydi?

Yarın hangi toplantılara katılacağım?

Yarın yapmam gereken neler var?






Kaynakça: Robinson, Andy, How To Spend The First And Last 10 Minutes Of Your Workday, 2015




5 Mart 2015 Perşembe

Kraliçe Arı Sendromu



Kraliçe arı; bal arısı kolonilerinde görülen; yetişkin, çiftleşmiş dişi arıdır.  Genellikle bir kolonide tek bir kraliçe bulunur ve kolonideki arıların çoğunun annesidir.

İş hayatı da arı kovanına benzer. Kraliçe arı olmak için savaşan pek çok kadın vardır.
Kraliçe Arı Sendromu; çalışma hayatında özellikle üst yönetimde çalışan kadınların, diğer kadınları ezerek, yok sayarak onları yönetme durumudur.

Kısacası kadın çalışanın diğer kadın çalışanlara yaptığı mobbinge “ Kraliçe Arı Sendromu “ denir.
İletişim, ekip çalışması, empati, çatışma ve değişim yönetimi gibi konularda kadınların daha başarılı olmaları nedeniyle iş hayatındaki kadın sayısı oldukça artmıştır. Özellikle son yıllarda üst düzey yönetici pozisyonunda kadın çalışanlara sıkça rastlamaktayız.

Ancak yapılan araştırmalara göre kadınlar, kadın yönetici yerine erkek yöneticiyi tercih ediyor ve yükseldikçe etrafında diğer kadın çalışanları istemiyor. Kraliçe arılar oyunun kurallarını kendileri belirlemek istiyor.

Kraliçe arılar iş hayatında var olmak için erkek gibi davranmak zorunda olduklarını düşünürler. Kendilerini kabul ettirmek için erkek davranışlarını örnek alarak erkek gibi hareket etmeye başlarlar. Bu davranışları da kadın çalışanlara karşı kullanırlar.

Kraliçe arı, diğer kadınların rekabet etmesini engellemeye çalışır.

Kendisine bağlı çalışan kadınların yükselmesini desteklemez.

Kendisini diğer kadınlardan koruma düşüncesiyle diğer kadınları uzaklaştırmak ister.

İşleri değil diğer kadını kontrol etmek ister.

Kendini herkese ispat etme telaşındadır.

Kadınsal hırsları profesyonelliğin önüne geçer.

Korku yaratarak düzen sağlamak ister.

Aşırı denetimci olup gücü hep ellerinde tutmak ister.

Diğer kadın çalışanlara sen yoksun mesajı vererek onu yalnızlaştırmak ister.

Diğer kadını itibarsızlaştırmak için uğraşır. Onu istenmeyen kişi ilan eder.

Kadını mutsuz edecek davranışlarda bulunur.

Çalışanlara diğer kadının dedikodusunu yapar.

Diğer kadını gülünç duruma düşürmeye çalışır.

Diğer kadını zayıf duruma düşürerek performansını etkiler.

Kadının hata yapması için zemin hazırlar.


3 Mart 2015 Salı

Ofisteki Düşmanınız



İş hayatı ormana benzer. Nasıl ormanlar ağaçlarla çevriliyse, sizin etrafınız da muhtemel düşmanlarla çevrilidir. Emin olun tahmin ettiğinizden daha fazla düşmanınız vardır.
Etrafınıza şöyle bir bakın. Aşağıdaki özelliklere uyan bir çalışma arkadaşınız varsa düşmanınızı buldunuz demektir.

Gülümseyen Katil
Düşmanlarınızdan en öldürücü olanıdır. Size sürekli iltifat eder. Ancak gülümsemesinin arkasında sizinle ilgili planladığı entrikaları vardır. Size karşı o kadar iyidir ki düşmanınız olduğunu bile anlayamazsınız. Onun sizin düşmanınız olduğunu anlamanız uzun zaman alacaktır. Bundan sonra biri size iltifat ettiğinde iki kere düşünün.

Dedikoducu
Zeki olmaya gerek yok. Başkalarının dedikodusunu yapan çalışma arkadaşınız sizin de dedikodunuzu yapacaktır. Böyle kişilere özel hayatınızla ilgili çok fazla bilgi vermemeye dikkat edin. Kendinizi dedikoducunun tuzağında bulduğunuzu düşünürseniz, sorusuna soruyla cevap verin.

Dost mu Düşman mı Belli Değil
Bu kişi dostunuz sandığınız düşmanınızdır. Etrafınızdaki çalışma arkadaşlarınızın çoğu bu kategoriye girer. Terfiinize sizinle birlikte sevinir ancak tek amacı daha sonra kullanmak üzere bilgi toplamaktır. Sizin stratejilerinizi, planlarınızı öğrenecek kadar size yakındır. Bu kişiler sadece kendilerini düşünürler ve amaçlarına ulaşmak için yapmayacakları şey yoktur.

Kraliçe ve Krallar
Kraliçe ve krallar olmasa şirketler batar. Koca şirkette onlardan çok çalışan yoktur. Onlara göre tüm çalışma arkadaşları hiç bir işten anlamaz,  internette sörf yapar. Sadece kraliçe ve krallar çalışır. Yapacak bir iş olmazsa bile her zaman yoğunluktan şikâyet ederler. Ne zaman ‘’Nasılsın?’’ diye sorsanız, yığınla birikmiş işinden, tüm departmanın yükünü kendi üstlendiğinden yakınır. Aslında gerçek hiç de öyle değildir. Kovulmaktan en çok korkan çalışan tipidir. Bu tiplerden mümkün olduğunca uzaklaşın. Çünkü o kadar çok kendinden ve yaptığı işlerden bahseder ki, kendinizi şirket için çok değersiz hissedersiniz

Görünen Düşman Strateji İstemez
En iyi düşman türüdür. Çünkü kişinin sizden hoşlanmadığını bilirsiniz. Sizden hoşlanmadıklarını davranışlarıyla belli ederler ya da size söylerler. Onunla çalışırken rahat hissedersiniz, çünkü nerde duracağınızı bilirsiniz. Stratejik bir oyun oynamanıza gerek yoktur.



  
Kaynakça: Rose, Amanda, How to identify your enemies (in business ), 2015

25 Şubat 2015 Çarşamba

Mülakat Günü Grip Oldum Hayata Küstüm


                                       

Tam da grip mevsimindeyiz. Bu havalarda kendimizi ne kadar korursak koruyalım, grip olmaktan kaçamıyoruz.

İş arıyorsunuz ve önceden planlanan görüşmeleriniz var. Hiçbir şey grip olmanızdan daha kötü olamaz. Evde kalıp dinlenmeniz, kızarmış bir burunla, bir elinizde peçeteyle mülakata gitmekten daha iyidir.

Ancak görüşmeyi ertelemeniz iş başvurunuzu tehlikeye atacaktır. Mülakatı ertelemek istediğinizde size başka bir mülakat tarihi vereceklerini bilemezsiniz. Önemli bir nedeniniz yoksa iş görüşmelerinizi asla ertelemeyin.

Mülakata gidemeyecek kadar hasta olduğunuzu düşünüyorsanız, mülakatı ertelemek için işe alım uzmanını arayın. Bir ya da iki gün önce bildirmek en uygun olanı ancak mülakat günü aramanız gerekiyorsa mümkün olduğunca erken aramaya dikkat edin. Sekreteri arayıp ona mesaj bırakmayın. Görüşmeyi yapacak işe alım uzmanına ya da asistanına ulaşmaya çalışın. Okunmaması ihtimalini de düşünerek mail göndermeyin. Hiç kimseye ulaşamadığınız zaman son çare mail gönderin. E- mail de mazeretinizi açıklamadan önce hangi pozisyon için nerede, ne zaman kiminle görüşme yapacağınızı da belirtin.

İşe alım uzmanına ulaştığınızda görüşmeyi ertelemenin mümkün olup olmadığını sorun ve neden iptal etmek istediğinizi kısaca açıklayın. Telefonu kapatmadan önce gösterdikleri nezaket için teşekkür etmeyi de unutmayın. İkinci bir mülakat tarihi verildiğinde mutlaka onlara uyun.

Pek çok kurum mazeret göstermeden iş görüşmesine gelmeyen adayları kara listeye alıyor ve ilerleyen zamanlarda farklı pozisyonlar için bile adaya ikinci bir şans vermiyorlar.

Yapmanız gereken en iyi şey gripten kurtulmak. Gripten kaçamadıysanız sağlığınız ve iş arayışınız için bol bol dinlenin ve C vitamini alın.

 

 

 

Kaynakça: Bradley, Arleen, 2015, Interview and the Flu: What I do

16 Şubat 2015 Pazartesi

Saçı Uzun Aklı Kısa


Kadın neden çalışır ki?
Otursun evinde, evinin hanımı olsun!
Ama ben illa çalışacağım diye tutturursa uyması gereken kurallar vardır. Ülkemizde çalışan kadın olmak öyle kolay değildir.
Çalışmayı Düşünen Kadına Pardon Bayana Tavsiyeler
Öncelikle sen kadın değil bayansın!
Erkeklerle eşit koşullarda çalışmayı ancak rüyanda görürsün!
Evinin temizliğini,  kocanın ütüsünü aksatma!
Çok gülme hatta hiç gülme!
Çalışma arkadaşlarına şakalar yapma!
Kadın olduğunu asla hissettirme!
Mini etek giyme!
Topuklu ayakkabı hiç giyme!
Saçını sarıya boyatma!
Bakımlı olma!
Terfi edeceğim gibi hayaller kurma. Unutma erkekler senden daha zeki!
Aynı işte erkekten daha az maaş alacağını bilerek çalışmaya karar ver!
Annelik rolünü unutma!
Yanında edilen küfürleri duymamazlıktan gel!
Öğretmenlik, hemşirelik gibi feminize olmuş işlerde çalış. Mühendislik, belediye başkanlığı sana göre değil!
Kendini göstermek için erkekten daha yüksek performansla çalış!
Eşinin çalışmanı desteklemesini bekleme!
Erkekler senden emir almak istemeyecek bunu unutma!
Sen kadınsın, duygusalsın çalışmak senin neyine…

Yazacak çok şey var aslında... Erkek egemen çalışma hayatında kadın olarak çalışmak gerçekten zor.

12 Şubat 2015 Perşembe

Urfa'da Oxford Vardi Da Biz Mi Gitmedik?


Sahte diploma vakalarını son günlerde sıkça duyuyoruz. Beni en çok şaşırtan ise bu olayın TÜBİTAK'da yaşanması oldu. TÜBİTAK gibi bir kurum bile sahte diplomalı birini fark edemiyorsa diğer kurumları düşünmek bile istemiyorum.
Sahte diploma alanlar, yıllarca okumuş uğraşmış insanların hakkını yiyip iş bulmanın yanı sıra, kurumlardan haksız maaş alarak kurumları da zarara uğratıyorlar.
 
İnsan kaynakları çalışanı olarak işe yeni başlayacak adaylardan istediğimiz diploma ya da sertifikaların doğruluğunu sorguluyor muyuz?
Benim cevabım koca bir H A Y I R!

Pek çoğumuz adaya güveniyoruz.  Ancak sahte diplomalıların oldukça profesyonel olduklarını unutmamalıyız. Bu kişiler mülakattan önce yoğun bir makale- tez okuma dönemine giriyorlar. Sahte diploma aldıkları bölümle ilgili sertifika programlarına, seminerlere katılıp, literatürü su gibi içiyorlar. Oldukça hazırlanmış bir şekilde mülakata geldikleri için ilk etapta fark edilmeleri güç. Mülakatlarda ve yazılı sınavlarda sahte diploma sahiplerinin diğer adaylardan daha başarılı olması, yakalanmamak için çok çalıştıkları dikkate alındığında şaşırtıcı bir sonuç değil.

Sahte diplomaların önüne geçmek aslında çok kolay. Üniversiteler,  mezunlarını kendi web sayfalarında yayınlayabilirler.   Ya da YÖK işverenlerin şifreleriyle giriş yapabileceği “ Mezun Sorgulama Sistemi “ oluşturabilir. 

Sahte Diplomaların Bilinmeyenleri

En çok tercih edilen üniversite ODTÜ.
Kim ODTÜ’den mezun olmak istemez ki. Sahte diploma almak isteyenler;  madem üniversite mezunu oluyorum olmuşken ODTÜ olsun diye düşünüyorlar galiba.

Türkiye genelinde en çok Güneydoğu ve Doğu Anadolu bölgesinde yaygın.
Sahte diplama ücreti 3 bin ile 40 arasında değişiyor.
Doğu bölgelerinde sahte diploma almak daha ucuz. Ancak Batı’ya doğru gidince 40 bin liraya kadar çıkabiliyor.

Sahte diplomalar tek kişi tarafından satılmıyor.
Sahte diploma satan 30 kişilik çeteler de var. Hatta bu çeteler bir matbaa kurup işi profesyonelliğe dökmüşler.
Meslek Yüksek Okulundan mezun bir insan kaynakları çalışanı işe başlayacak bir adayın diplomasını iyi niyetle ( ! ) belki günün birinde lazım olur diyerek fazladan fotokopi çekmiş. Daha sonra isim kısmını değiştirerek kendine sahte bir diplama hazırlamış.

Pek çok sahte diploma çeşidi var.
Para karşılığı istediğiniz üniversitede,  lisede istediğiniz bölümde okuyabiliyorsunuz. Bununla da yetinmeyip kariyer basamaklarını hızlı tırmanmak isteyenler yüksek lisans ya da doktora da yapabiliyor. Sahte diplomayla profesör olmak da mümkün.
Sahte ustalık, kalfalık belgesi de mevcut.

Sahte diplomayla en çok tercih edilen iş devlet memurluğu. 
KPSS’ye girip karı koca öğretmen olarak atananlar bile var.
Beni en çok şaşırtanlardan biri de, Balıkesir’de 42 kişinin sahte diplomayla mimarlık yapması oldu. Bu 42 kişi Kıbrıs’taki özel üniversiteler adına düzenlenmiş sahte diplomalarla YÖK’ten denklik alıp bu denklikleri notere onaylattıktan sonra “ Mimarlar Odası “ na kayıt yaptırmışlar. Gerçek bir mimar gibi birçok şehirde belediyelerle birlikte proje yapmışlar. Gerçeğin ortaya çıkmasıyla birlikte imzalar geçersiz olduğu için bu projelerin ruhsatlarının iptal edilmesi söz konusu.

Kısa dönem askerlik yapmak için sahte diploma alanlar da var.

 
İş bulamayan üniversite mezunları da yurt dışındaki üniversitelerden mezun olmuş gibi sahte yüksek lisans, doktora belgesi alıyorlar.

Sahte diploma almak, İş Kanununun ahlak ve iyi niyet kurallarına uymamaktadır.
İş Kanunun 4857/25.maddesine göre işverene haklı nedenle fesih hakkını doğurmakta.
Sahte diploma alanlar hakkında evraktan sahtecilik suçundan, 2 yıldan 5 yıla kadar hapis istemiyle dava açılabilmektedir.
 
Forumlardan birinde rastladığım bir yorumu da hiçbir ekleme yapmadan sizinle paylaşmak istiyorum.
Şimdi arkadaşlar benim bir arkadaşım, çok iyi niyetli çalışkan bir insan ama lise terk. Çalışıp para kazanması lazım, lakin lise mezunu olmadığından iş bulması hayli zor.
Market zincirlerinde iyi işler var A101, BİM gibi. Ama lise diploması istiyorlar.
Arkadaşımada uygun bir iş. Şimdi ben kendi lise diplomamı biraz bilgisayar yardımIyla bilgilerini değiştirip fotokopi şeklinde arkadaşımınmış gibi yaparım.
Zaten böyle işyerleri fotokopi istiyorlar. Fotokopi olarak veririm.
Benim size sormak istediğim, böyle çalışma yerleri bunun sahte olduğunu anlarlar mı? Anlarlarsa arkadaşım tanımadığım birinden satın aldım dese arkadaşımda ceza yer mi? 
Lütfen kimse gitsin okusun demesin arkadaş zaten aöf de okuyor ama ekonomik olarak zorluklar yaşadığından okuyamamış ve şimdi dört yıl aöf de okurken de iyi bir işte çalışmak istiyor.
Ve de gerek diksiyonu gerek oturup kalkışı giyinişi gayet prezantabl bir arkadaş. O işi çok rahat yapabilir.


Biz İnsan Kaynakları Uzmanı olarak sahte diplamaların önüne nasıl geçebiliriz? Önerilerinizi bekliyorum.

Keyifli okumalar...

8 Şubat 2015 Pazar

Ofiste Yapılmaması Gereken 50 Sakıncalı Hareket


Dört gözle beklediğiniz terfiyi sizin yerinize işi hiç bilmeyen, sevimsiz çalışma arkadaşınız aldı. Oysaki terfi sizin hakkınızdı. Ondan eksiğiniz yok fazlanız var.
İşi bilmek, o konunun uzmanı olmak önemli ama bir yere kadar. Sizi başkalarından ayıran iş yapış şekliniz, davranış özellikleriniz. Genel davranış şekliniz tahmin ettiğinizden daha önemli.  Şu anda çalıştığınız kurumdaki yöneticilerin davranış şekillerini, diğer çalışanlarla iletişimini gözlemlemekle işe başlayın. Onları diğerlerinden ayıran özellikleri siz de hemen fark edeceksiniz.
Terfi almak, yönetici olmak istiyorsanız diğer çalışanlara ilham vermelisiniz. Onlara örnek olacak davranışlar sergilemelisiniz.
Şu andaki işinize göre değil, istediğiniz işe göre davranışlar sergileyin. Nasıl olsa asistan& eleman pozisyonunda çalışıyorum, bunlar benden beklenen davranışlar değil, özenli davranmama gerek yok diye düşünüp hata yapmayın. Bu tarz kaba, diğer çalışanları rahatsız edebilecek davranışlar sergilemeyin yoksa iş hayatında memur doğar, memur olarak ölürsünüz. Başkalarının terfisini kıskanarak uzaktan izlersiniz.
Ofiste uyulması gereken yazılı olmayan kurallar vardır. Bu kurallar daha çok başka başkalarını rahatsız etmemek için dikkat edilmesi gereken görgü kurallarıdır. Görgü kuralı deyince hafife almayın, maddeleri okuyunca kendinizden de çok şey bulacaksınız.
Aşağıda maddelenmiş davranışlardan en az beşini yapıyorsanız sizin için tehlike çanları çalıyor demektir. Neden terfi almadığınıza şaşırmamalı…
Ofiste Yapılmaması Gereken 50 Sakıncalı Hareket
  1. Sürekli selfie çekmek,
  2. Masanın altında ayakkabı çıkarmak,
  3. Yüksek sesle konuşmak,
  4. Tırnak kesmek,
  5. Sakız çiğnemekle yetinmeyip balon şişirmek,
  6. Sürekli şarkı mırıldanmak,
  7. İşe geç kalacağım diye sürülemeyen ojeleri ofiste sürmek,
  8. Kahve içip üzerine bir de falına bakmak,
  9. Ter kokmak,
  10. Burun, kulak karıştırmak,
  11. Küfürlü konuşmak,
  12. Yöneticilerin, çalışma arkadaşlarının taklidini yapmak,
  13. Sevgilinizle uzun uzun telefonda konuşmak,
  14. Makyaj yapmak,
  15. Kahkahalarla gülmek,
  16. Depresyondan bir türlü çıkamamak,
  17. Kurumun politikalarından sürekli şikâyet etmek,
  18. Çıt çıt çekirdek yemek,
  19. Müstehcen fıkralar anlatmak,
  20. Çok konuşmak,
  21. Bilgisayarda video, film izlemek,
  22. İş arkadaşlarına X Hanım, Y Bey demek yerine, ağbi, abla şeklinde hitap etmek,
  23. Çalışırken çok ses çıkarmak,
  24. Her şeye muhalif olmak,
  25. Uyumak,
  26. Yalan söylemek,
  27. Masada sivilce sıkmak,
  28. Kendi kendine konuşmak,
  29. Şapırdatarak bir şeyler yemek,
  30. Başkalarını rahatsız edecek şekilde müzik dinlemek,
  31. Yakın çalışma arkadaşlarına asılmak,
  32. Başın ağrısa izin istemek,
  33. Sürekli iş yoğunluğundan şikâyet etmek,
  34. Sarhoş olmak,
  35. Herkesi eleştirmek,
  36. Bolca dedikodu yapmak,
  37. Tespih çekmek,
  38. Vaktinin çoğunu internette geçirmek,
  39. Su içerken gargara yapmak,
  40. Keyfine göre çalışma arkadaşlarına sormadan klimayı, pencereyi açıp kapatmak,
  41. Astım hastası olan çalışma arkadaşınıza inat parfüm sıkmak,
  42. Uygunsuz giyinmek,
  43. Tırnak, ayakkabı vb. temizliğine dikkat etmemek,
  44. Çalışma arkadaşlarınla sokak ağzıyla tartışmak,
  45. Buram buram hacı yağı kokmak,
  46. İşe geç gelmeyi adet haline getirmek,
  47. Özel hayatından bahsetmek & akrabalarını çekiştirmek,
  48. Sanki evdeymiş gibi gerilerek esnemek,
  49. Elinden aynayı düşürmemek,
  50. Sen hariç diğer çalışanların çalışmadığından, bütün iş yükünün sende olduğundan yakınıp durmak, 







Not:  Liste zaman zaman güncellenecektir. Eklemek istedikleriniz olursa lütfen paylaşın.
 












29 Ocak 2015 Perşembe

En Çok Söylenen İşten Ayrılma Bahaneleri



İşinizden ayrılmak sevgilinizden ayrılmaktan daha zor. Ayrılmak istediğinizi sevgilinize söylersiniz, en kötü telefonlarına çıkmaz kurtulursunuz. Ancak işten ayrılma gerekçesi olarak öyle bir şey bulmalısınız ki istifanız kabul edilsin.

İşte en çok söylenen işten ayrılma bahaneleri:

Siz benden daha iyilerine layıksınız.

Milli piyango bana çıktı.

Almanya’dan işim geldi. Herkesin Almanya’dan oğlu geliyor, neden sizin işiniz gelmesin.

Evleniyorum. Nişanlım çalışmamı istemiyor.

KPSS ‘ye hazırlanacağım. Artık devlet memuru olmak istiyorum.

Eşimin tayini çıktı.

Tükenmişlik sendromu yaşıyorum.

Ailemin yanına taşınacağım.

Çocuk da yaparım kariyer de sözü tamamen yalan. Kariyeri bırakıp çocuk yapmaya karar verdim.

Bulaşıcı bir hastalığım var. Siz değerli çalışma arkadaşlarıma da geçsin istemiyorum.

Takma diş taktıracağım. Diş tedavim uzun sürebilir.

Sizinla değilim. İstifa ediyorum!

Koca parası yemeye karar verdim.

Bu maaşla geçinemiyorum.

Çok yoruldum,  biraz da dinlenmek istiyorum.

Home Office çalışmak istiyorum.

Hayırlısıyla ben bir istifa edip gidicem.


26 Ocak 2015 Pazartesi

Staj Mülakatı Sırasında Bu 7 Hatayı Yapmayın




Stajyerler için mülakat oldukça korkutucudur.  Daha önce hiç mülakata katılmamışsanız ve bu sizin ilk stajınızsa oldukça sinir bozucu olabilir.
Staj mülakatlarının amacı İnsan Kaynakları Uzmanını etkilemek ve ona staj için en uygun aday olduğunuzu göstermektir. Ne kadar deneyimli olursanız olun mülakatta güçlü yanlarınızı ve yeteneklerinizi gösterin.

 
Mülakat sırasında söylememeniz gereken 7 şey:
Çok gerginim!

İnsan Kaynakları Uzmanı sizin gergin olduğunuzu zaten biliyor. Görüşmede ne kadar gergin olursanız olun kendinize olan güveninizi göstermeye çalışın. Mülakatı yapan kişi sadece sizi tanımak ve becerilerinizin staj için uygun olup olmadığını anlamak istiyor.
Sorduğunuz sorunun cevabını özgeçmişimde yazmıştım.

Merak etmeyin, İnsan Kaynakları Uzmanı mülakattan önce özgeçmişinizi incelemiştir. Özgeçmişinizde yazdığınız proje, tez ya da işle ilgili soru soruyorsa, bu daha fazla detay öğrenmek istediğini gösterir. Sorulara “Özgeçmişimde yazmıştım. “ gibi cevap vermek yerine, soruyu detaylı bir şekilde yanıtlayın.
Bilmiyorum.

Mülakat için ne kadar pratik yaparsanız yapın, sizi şaşırtacak bir soru mutlaka gelir. Bilmiyorum demek yerine, zaman kazanmak için mülakatı yapan kişiden soruyu tekrar etmesini isteyin. Bu size düşüncelerinizi toparlamanız ve yanıt vermeniz için zaman kazandıracaktır.
Çok fazla deneyimim yok.

İnsan Kaynakları Yöneticileri, stajyerlerin ya az ya da hiç deneyimi olmadığını düşünürler. Bir üniversite öğrencisinin deneyimi olmadığı için üzülüp, özür dilemesi gerekmez. Mülakat sırasında, zayıf yönleriniz yerine güçlü yönlerinizi ortaya çıkarmaya gayret edin. Böyle yaparak deneyiminiz olmamasına rağmen neleri başarabileceğinizi gösterebilirsiniz.
Iııııııı, hımm

Konuşma sırasındaki gereksiz duraksamalarınız en iyi mülakatı bile mahvedebilir. Farkında olmadan söylediğiniz hımm, ııııııııı, ya, cık gibi ifadelerden kaçının.
Stajı, sadece mezun olabilmek için zorunluluktan yapıyorum.

Hepimizin de bildiği gibi pek çok üniversite öğrencisi stajı zorunlu olduğu için yapıyor. Bu zorunluluğu işverenlerin de bilmesine rağmen, stajyerliğe kabul edilebilmek için bunu söylemekten kaçının.  İşverenler, zorunluluktan değil de gerçekten kurumlarında deneyim kazanmak isteyenleri stajyerliğe kabul ederler.
Benim sorum yok.

Stajyerlerin mülakat sırasında yaptıkları en büyük hatalardan biri de hiç soru sormamaları. İnsan kaynakları uzmanları stajyerlerden mülakat sonunda en az bir iki soru beklerler. Mülakata gitmeden pozisyona uyan ve sizin kurum hakkında araştırma yaptığınızı da gösterecek birkaç soru hazırlayın.

Mülakat sırasında mükemmel bir ilk izlenim vermeniz gerektiğini unutmayın! Söylememeniz gereken şeyleri yapmazsanız staja kabul edilmemen için hiçbir neden yok. Bol Şans!

 



Kaynakça:
Heather R. Huhman’ın “Don’t Make These 7 Mistakes During An Interview” yazısından çeviri yapıulmıştır.




 

 

15 Ocak 2015 Perşembe

Yazmaya Yeni Başlayan Bloggerlar İçin



Fareler ve İnsanlar, Gazap üzümleri gibi ünlü romanların yazarı olan 1962 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi John Steinbeck’in yazarlığa yeni başlayanlar için yazdığı mektubu okuyunca; yazmakla uğraşan bir blogger olarak üzerime düşenleri aldım. Faydası olabileceği düşüncesiyle sizlerle de paylaşmak istiyorum.
Keyifli okumalar dileğiyle…
John Steinbeck’in 1963 yılında, yazarlığa başlayanlar için kaleme aldığı yazı:
“Birçok mükemmel hikaye yazdım, ama şansımı deneyip yazmanın dışında onların nasıl yazıldığını hala bilmiyorum”
Sevgili yazar,
Stanford’daki hikaye yazma kursuna katılmamın üstünden çok uzun zaman geçmesine rağmen, o zamanki tecrübelerimi çok iyi hatırlıyorum. Gözlerim parlıyordu ve güzel hikaye yazmanın gizli formülünü öğrenmek için kendimi hazırlamıştım. Bu yanılsama çok kısa sürdü. Bize söylenene göre iyi bir hikaye yazmak için sadece bir yol vardı: o da iyi bir hikaye yazmak. Hikayenin nasıl yazıldığını görmenin dışında, iyi bir hikaye yazmak ancak yazıldıktan sonra anlaşılabilir. Bize söylediklerine göre hikaye yazmak en zor biçimdi, bu iddialarına ispatı olarak da dünyada çok az güzel hikaye olmasını gösteriyorlardı.
Bize söylenen ilk kural çok basitti: Etkileyici bir hikaye, yazardan okura bir şeyler iletmeli ve bu iletilenler, hikayenin mükemmelliğinin ölçütü olmalıydı. Bunun dışında, bir kural yoktu. Bir hikaye etkileyici olduğu sürece herhangi bir şey hakkında olabilir ve herhangi bir tekniği ya da anlamı içerebilir. Bu kuralın bir alt başlığı olarak, bir yazarın ne söylemek istediğini yani ne hakkında konuştuğunu bilmesi gereklidir. Örnek olarak, hikayemizin özünü bir cümleye indirgemeye çalışırken, onu üç-altı ya da 10 bin kelimeye kadar genişletebilecek kadar iyi bilmeliyiz.
Hikaye yazmanın gizli formülü, gizli içeriği budur. Bundan fazlası yoktu, biz yazarlık yolunda artık yalnızdık. Bazı  kötü hikayelerin içine atılmalıydık. Eğer mükemmelliğin tüm sırlarını keşfetmeyi umsaydım, benim çabama verilen notlar bana gerçekleri gösterirdi. Ve eğer adaletsiz bir şekilde eleştirildiğimi hissetseydim, yıllarca editörlerin takdirleri benim değil hocaların tarafını tutardı. Okulda yazdığım hikayelerin düşük notları yayınevlerince yüzlerce defa reddedilen hikayelerimde yankılandı.
Bu adil gözükmüyordu. İyi bir hikaye okuyabiliyordum, hatta onun nasıl yazıldığını biliyordum. Niçin ben böyle bir hikaye yazamıyordum?  Belki de iki hikaye birbirine benzemeye cesaret edemediği için okuduğum güzel hikaye gibi yazamıyordum. Yıllar geçtikçe, birçok mükemmel hikaye yazdım ve şansımı deneyip onları yazdığım dışında onların nasıl yazıldığını hala bilmiyorum.
Eğer hikaye yazmada bir tılsım varsa, ve ben bu tılsımın var olduğuna inansam bile hiçkimse bunu kuşaktan kuşağa aktaracak bir reçete haline getiremez. Formül, sadece yazarın önemli bulduğu şeyleri okura iletme dürtüsünde gizlidir. Eğer yazar bu dürtüye sahipse, bunu iletecek bir yol bulur. Bir hikayeyi iyi yapan mükemmelliği ya da bir hikayeyi kötü yapan hataları algılamalısınız. Aslında kötü hikaye dediğimiz, etkisiz olan hikayedir.
Yazdıktan sonra bir hikayeyi değerlendirmek çok zor değildir, fakat yıllar geçse de bir hikayeye başlamak beni ölüm fikri kadar korkutur. Korkmuyorum diyen yazar mutludur, fakat  vasat olduğunun ve iyi bir hikaye yazmaktan çok uzakta olduğunun farkında değildir.
Bana söylenen tavsiyelerin birazını hatırlıyorum. Bu tavsiyeler, aşırı heyecanlı ve bereketli yirmili yaşların coşkunluğunu hissettiğim ve tüm dünyanın yazar olmaya çalıştığına inandığım zamanlardaydı.
Bana söylenen şey; “iyi bir hikaye yazmak çok uzun zaman alacak ve hiç para kazanamayacaksın. Avrupa’ya gitmen senin için daha iyi olabilir.”
“Niçin?” dedim,
“Çünkü Avrupa’da fakirlik şansızlıktır fakat Amerika’da fakirlik utanç verici bir şeydir. Fakirliğin utancına katlanıp katlanamayacağını merak ediyorum.”
Depresyona girmek çok uzun zaman almadı. O zaman herkes fakirdi ve çok fazla da utanılacak bir şey değildi. Ve fakirliğe katlanıp katlanamadığımı asla bilemeyeceğim. Fakat hocamın bir konuda haklı olduğuna eminim. Yazar olmak gerçekten çok uzun zaman aldı. Ve hala devam ediyor, ve yazar olmak asla daha kolay olamaz.
O bana onun öyle olmadığını söyledi.
 
 
 
 
Kaynak: edebiyathaber.net (15 Haziran 2012)
Çeviri: Barış Berhem Acar