18 Ocak 2015 Pazar

Esrarengiz CV




Detaylı bilgiyi bırakın, ulaşabilmemiz için cep telefonunu ya da mail adresini bile yazmayan pek çok adayın özgeçmişi elimize ulaşıyor. Ben böyle cv’lere “ esrarengiz cv “ diyorum.

Adayların neden, hangi amaçla bu cv’leri doldurduklarına da bir anlam veremiyorum. Özgeçmişi gelişigüzel, özensiz ve yarım yamalak doldurmuş bir adayın iş aradığına, işe ihtiyacı olduğuna inanmıyorum. Can sıkıntısından başvurmuş diye düşünüyorum. Çünkü başvurduğu işi gerçekten isteyen bir aday daha dikkatli ve özenli olur. Kendisine ulaşılamadığında iletişime geçilecek başka bir numara da ekler özgeçmişine.

Araştırmalara göre insan kaynakları uzmanlarının özgeçmişi inceleme süresi 6 saniye. Yani, adayın mülakata çağrılmasına 6 saniyede karar veriliyor. Özgeçmiş bu 6 saniye içinde insan kaynakları uzmanının dikkatini çekerse, daha sonra detaylı bir şekilde inceleniyor ve mülakata davet edilme şansı artıyor.

Google’a örnek cv ya da özgeçmiş yazdığınızda 392.000 sonuç bulunuyor. Aday iyi bir özgeçmiş hazırlayamayacağını düşünüyorsa, google’daki örneklerden yararlanabilir.

Yüzlerce aday arasından fark edilmek, mülakata davet edilmek istiyorsanız özgeçmişinizi detaylı ve özenli bir şekilde hazırlayın.

Unutmayın özgeçmişiniz sizin ilk izleniminizdir. İlk izleniminizde olumlu, güzel bir etki bırakırsanız mülakata davet edilme şansı yakalarsanız.

Özenli ve güncel bir özgeçmiş hazırlamanız dileğiyle…

15 Ocak 2015 Perşembe

Yazmaya Yeni Başlayan Bloggerlar İçin



Fareler ve İnsanlar, Gazap üzümleri gibi ünlü romanların yazarı olan 1962 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi John Steinbeck’in yazarlığa yeni başlayanlar için yazdığı mektubu okuyunca; yazmakla uğraşan bir blogger olarak üzerime düşenleri aldım. Faydası olabileceği düşüncesiyle sizlerle de paylaşmak istiyorum.
Keyifli okumalar dileğiyle…
John Steinbeck’in 1963 yılında, yazarlığa başlayanlar için kaleme aldığı yazı:
“Birçok mükemmel hikaye yazdım, ama şansımı deneyip yazmanın dışında onların nasıl yazıldığını hala bilmiyorum”
Sevgili yazar,
Stanford’daki hikaye yazma kursuna katılmamın üstünden çok uzun zaman geçmesine rağmen, o zamanki tecrübelerimi çok iyi hatırlıyorum. Gözlerim parlıyordu ve güzel hikaye yazmanın gizli formülünü öğrenmek için kendimi hazırlamıştım. Bu yanılsama çok kısa sürdü. Bize söylenene göre iyi bir hikaye yazmak için sadece bir yol vardı: o da iyi bir hikaye yazmak. Hikayenin nasıl yazıldığını görmenin dışında, iyi bir hikaye yazmak ancak yazıldıktan sonra anlaşılabilir. Bize söylediklerine göre hikaye yazmak en zor biçimdi, bu iddialarına ispatı olarak da dünyada çok az güzel hikaye olmasını gösteriyorlardı.
Bize söylenen ilk kural çok basitti: Etkileyici bir hikaye, yazardan okura bir şeyler iletmeli ve bu iletilenler, hikayenin mükemmelliğinin ölçütü olmalıydı. Bunun dışında, bir kural yoktu. Bir hikaye etkileyici olduğu sürece herhangi bir şey hakkında olabilir ve herhangi bir tekniği ya da anlamı içerebilir. Bu kuralın bir alt başlığı olarak, bir yazarın ne söylemek istediğini yani ne hakkında konuştuğunu bilmesi gereklidir. Örnek olarak, hikayemizin özünü bir cümleye indirgemeye çalışırken, onu üç-altı ya da 10 bin kelimeye kadar genişletebilecek kadar iyi bilmeliyiz.
Hikaye yazmanın gizli formülü, gizli içeriği budur. Bundan fazlası yoktu, biz yazarlık yolunda artık yalnızdık. Bazı  kötü hikayelerin içine atılmalıydık. Eğer mükemmelliğin tüm sırlarını keşfetmeyi umsaydım, benim çabama verilen notlar bana gerçekleri gösterirdi. Ve eğer adaletsiz bir şekilde eleştirildiğimi hissetseydim, yıllarca editörlerin takdirleri benim değil hocaların tarafını tutardı. Okulda yazdığım hikayelerin düşük notları yayınevlerince yüzlerce defa reddedilen hikayelerimde yankılandı.
Bu adil gözükmüyordu. İyi bir hikaye okuyabiliyordum, hatta onun nasıl yazıldığını biliyordum. Niçin ben böyle bir hikaye yazamıyordum?  Belki de iki hikaye birbirine benzemeye cesaret edemediği için okuduğum güzel hikaye gibi yazamıyordum. Yıllar geçtikçe, birçok mükemmel hikaye yazdım ve şansımı deneyip onları yazdığım dışında onların nasıl yazıldığını hala bilmiyorum.
Eğer hikaye yazmada bir tılsım varsa, ve ben bu tılsımın var olduğuna inansam bile hiçkimse bunu kuşaktan kuşağa aktaracak bir reçete haline getiremez. Formül, sadece yazarın önemli bulduğu şeyleri okura iletme dürtüsünde gizlidir. Eğer yazar bu dürtüye sahipse, bunu iletecek bir yol bulur. Bir hikayeyi iyi yapan mükemmelliği ya da bir hikayeyi kötü yapan hataları algılamalısınız. Aslında kötü hikaye dediğimiz, etkisiz olan hikayedir.
Yazdıktan sonra bir hikayeyi değerlendirmek çok zor değildir, fakat yıllar geçse de bir hikayeye başlamak beni ölüm fikri kadar korkutur. Korkmuyorum diyen yazar mutludur, fakat  vasat olduğunun ve iyi bir hikaye yazmaktan çok uzakta olduğunun farkında değildir.
Bana söylenen tavsiyelerin birazını hatırlıyorum. Bu tavsiyeler, aşırı heyecanlı ve bereketli yirmili yaşların coşkunluğunu hissettiğim ve tüm dünyanın yazar olmaya çalıştığına inandığım zamanlardaydı.
Bana söylenen şey; “iyi bir hikaye yazmak çok uzun zaman alacak ve hiç para kazanamayacaksın. Avrupa’ya gitmen senin için daha iyi olabilir.”
“Niçin?” dedim,
“Çünkü Avrupa’da fakirlik şansızlıktır fakat Amerika’da fakirlik utanç verici bir şeydir. Fakirliğin utancına katlanıp katlanamayacağını merak ediyorum.”
Depresyona girmek çok uzun zaman almadı. O zaman herkes fakirdi ve çok fazla da utanılacak bir şey değildi. Ve fakirliğe katlanıp katlanamadığımı asla bilemeyeceğim. Fakat hocamın bir konuda haklı olduğuna eminim. Yazar olmak gerçekten çok uzun zaman aldı. Ve hala devam ediyor, ve yazar olmak asla daha kolay olamaz.
O bana onun öyle olmadığını söyledi.
 
 
 
 
Kaynak: edebiyathaber.net (15 Haziran 2012)
Çeviri: Barış Berhem Acar
 

13 Ocak 2015 Salı

İngilizce Mülakata Nasıl Hazırlanmalıyım?


Mayıs 2012’de, Japon hükümetine bağlı olarak çalışan bir kurumun Ankara temsilciliğinin asistan pozisyonu için Adecco’dan aradılar. Japonlara olan sempatimden dolayı görüşmeye heyecanla gittim. Ayrıntıları başka bir yazımda sizinle paylaşacağım mülakatı 2 Japon yönetici gerçekleştirdi. Benim için oldukça farklı bir deneyimdi çünkü Japonların hem İngilizce aksanları çok kötüydü hem de kelime bilgileri çok azdı. Söylemek istedikleri kelime akıllarına gelmeyince ben hatırlatıyordum. Kendimi iyi ifade ettiğimi düşünüyorum ama Japonların beni anlayıp anlamadıklarından emin değilim.
Günümüz rekabet ortamında sadece İngilizce bilmek artık yeterli değil.  İşverenler İngilizcenin yanı sıra Almanca, Rusça, Fransızca, Çince, Arapça hatta Ermenice bilen personel arıyor. “ İngilizce bilen çaycı aranıyor. “  ilanını görürseniz şaşırmayın. Pek çok kurum işe alacakları personel işinde İngilizce’ yi kullanmayacak olsa bile prestij için İngilizce bilen eleman arıyor.

Çoğumuz eğitim dili İngilizce olan programlardan mezun olmuyoruz ki İngilizce mülakat İngilizce öğrenim görenlerin de korkulu rüyası. Adayların pek çoğunun teorik İngilizce bilgisi oldukça iyi ancak iş sözel olarak kendini ifade etmeye gelince yetersiz kalıyor. Panik yapmaya gerek yok çünkü Türkçe mülakatla İngilizce mülakat arasında bir fark yok. Sizden istenen net bir şekilde kendinizi ifade etmeniz.
Yazıyı yazarken yabancı dil mezunu biri olarak kendime; “Ortalama düzeyde İngilizce bilseydim mülakata nasıl hazırlanırdım? “ sorusunu sordum ve cevaplarımı da sizinle paylaşıyorum.

Her şeyden önce İngilizce mülakat, Türkçe mülakattan farklı değil. Kendinizi ona göre hazırlayın.

Özgeçmişinizde yabancı dil seviyeniz hakkında yanlış bilgi vermeyin. Özgeçmişinizde yabancı dil bilginizi olduğundan iyi göstererek mülakatta kendinizi küçük düşürmeyin. Bazen adayların kendi İngilizce seviyelerini nasıl ölçtüklerini merak ediyorum.
İngilizce bilgi düzeyinizi ölçen TOEFL, IELTS, YDS gibi sınavlarla İngilizce yeterliliğinizi belgeleyin.

En az bir saat İngilizce konuşacağınızı düşünün ve ona göre kelime çalışın.
Türkçe mülakatta başvurduğunuz pozisyonla ilgili ne soruyorlarsa, İngilizce mülakatta da onu soracaklar. Daha önceki mülakatlarınızda sorulan sorular gelecekmiş gibi mülakata hazırlanın.

Oluşturduğunuz İngilizce özgeçmişinize çok iyi hazırlanın. Özgeçmiş üzerinden de mülakat ilerleyebilir.

İngilizce mülakat çalışmanızı yazıya dökün ama ezberlemeyin.
“ Çok heyecanlıyım. Soru cevap şeklinde gidelim, siz sorun ben cevaplayım. “  demeyin. İngilizce konuşmayı siz başlatın.

Soğuk terler dökmeyin.
Samimi, güler yüzlü bir şekilde konuşun.

Kendinizden emin bir şekilde soruları yanıtlayın.
Duraksamadan konuşun.

Panik yapmayın.
Akıcı konuşmaya gayret edin.

Aksanlı konuşmaya gerek yok, İngilizceniz açık ve anlaşılır olsun yeter.
İngilizce mülakatta gramer kurallarını unutun. Kendinizi net bir şekilde ifade etmeye gayret gösterin.

Uzun cümlelerden kaçının. Ama konuşmanızı bağlaçlarla süslerseniz çok da fena olmaz.
Arkadaşlarınızla bol bol pratik yapın.

Kelime bilginiz de önemli. Günlük konuşma dilinde en çok kullanılan fiilleri öğrenin.
Youtube’da size yardımcı olacak binlerce İngilizce mülakat videosu var. İzlemenizi tavsiye ederim, bu videolar size yol gösterecektir.

Selamlaşma ve tanışma diyaloglarına hazırlanın.
Kendinizi doğumunuzdan itibaren İngilizce anlatabilecek şekilde hazırlayın.

Bitirme projeniz, teziniz ve stajınızdan mutlaka soru gelecektir.
Önceki iş deneyimlerinizi İngilizce anlatabilin.

Başvurduğunuz kurum ve pozisyondan gelebilecek sorulara hazırlıklı olun.
Güncel konular ilgili İngilizce konuşabilmek de önemli. Örneğin bu günlerde “ Paris’te yaşanan terör saldırısıyla ilgili ne düşünüyorsunuz? “ gibi bir soru gelebilir.

Kısaca özetlemek gerekirse; İngilizce mülakatın Türkçe mülakattan hiçbir farkı yok. Türkçe mülakatta ne soruluyorsa İngilizce mülakatta da o sorulacak. Pek çok aday mülakatta panik yaptığı için kaybediyor. Siz kendinize güvenin. Bol Şans!





 

26 Aralık 2014 Cuma

2015 Gelmiş Hoşgelmiş


 

 
2014 ü uğurlamamıza sayılı günler kaldı. Bu yıl benim için hem bitişlerin hem de pek çok yeni güzel başlangıçların yılı oldu. Özellikle işimde pek çok hayal kırıklığı yaşadım. En kötüsü de mobbinge mağruz kaldım. Şaka gibi ama ne yazık ki gerçek. Neyse ki her şeyi atlattım. Yaşadığım kötü anılar aklıma bile gelmiyor. Keşke yaşanmasaydı ama henüz yolun başında böyle bir olay yaşamak beni daha da güçlendirdi. İşimi, insan kaynaklarını o kadar çok seviyorum ki kariyer yolumda önüme çıkan tüm engeller artık benim için çocuk oyuncağı.

Şu anda her şey yolunda, o kadar huzurluyum ki benim için önemli olan da bu. 2015 yılı için kendime yeni hedefler koydum, yapmayı planladığım pek çok şey var. Doktoraya başlamak istiyorum, uzun süredir ihmal ettiğim bloğumla daha çok ilgilenmek istiyorum, daha çok kitap okumak, operaya, pasta kursuna gitmek istiyorum, limon ağacım kurumasın istiyorum. Wish list’im o kadar uzun ki…

Yeni yıl demek benim için yeni hayaller demek… Hayallerimin gerçekleşmesi için çalışmaya başladım bile…

Bol kazançlı, terfili, hayallerinizin gerçekleşeceği mutlu bir yıl dileğiyle…
 

 

27 Ekim 2014 Pazartesi

Özensiz Doldurulmuş İş Başvuru Formları


Başlığı okuyan insan kaynakları uzmanları ne demek istediğimi çok iyi anlıyorlar.

www.kariyer.net den ilanı verdiniz. Pek çok başvuru aldınız ve adayları mülakata davet ettiniz.  
Farklı formattaki özgeçmişleri değerlendirmek zor olacağından, mülakat öncesi adaylardan kuruma özel iş başvuru formunu doldurmasını istediniz. 
Bazı kısımları boş bırakılmış, buruşturulmuş,  özensiz bir şekilde doldurulmuş başvuru formunu elinize alıyorsunuz. Karşınızdaki aday hakkında ne düşünürsünüz?

Ne yazık ki pek çok aday “nasıl olsa hazır özgeçmişim ellerinde var” düşüncesiyle özensiz bir şekilde başvuru formunu dolduruyor. Kötü doldurulmuş bir başvuru formu aday hakkında olumsuz bir ilk izlenim bırakır. Oysaki başvuru formu ne kadar dikkatli doldurulursa aday hakkında daha net bilgiye sahip olunur. Özenli doldurulmuş başvuru formu adayın işe verdiği önemi gösterir.

Peki, başvuru formlarını nasıl doldurmalıyız?

Formu doldurmadan önce bir kez okuyun.

Okunabilir bir yazıyla formu doldurun.

Mülakata giderken yanınızda mutlaka vesikalık bir resminiz olsun. Resminizi iş başvuru formuna ekleyin. Böylece insan kaynaklarının karar aşamasında sizi kolayca hatırlamasını sağlarsınız.

Formu eksiksiz doldurun.  Adaylar daha çok ücret kısmını boş bırakıyorlar. Burayı boş bırakmak yerine “kurumun ücret politikasına uyacağım.” yazabilirsiniz.

Size ulaşılmadığında aranabilecek bir yakınınızın telefon numarasını da ekleyin.

İmza ve tarihi unutmayın.

Yetkili kişiye vermeden önce, atladığınız bir yer olup olmadığını kontrol etmek için formu tekrardan okuyun.

Formu katlamadan, buruşturmadan yetkiliye verin.

Bol şans J

24 Ekim 2014 Cuma

Mikro Özgeçmiş




Özgeçmişini her yere gönderdin, kariyer.net  de bulduğun tüm ilanlara başvuru yaptın ama hala iş bulamadın mı?

Başvurduğun kurumlardan geri dönüş alamıyorsun,
Mülakatlara davet edilmiyorsun,
Umudunu kaybetmek üzeresin,
Artık iş aramayı bırakmayı düşünüyorsun,
Telefonun bile çalmıyor…
Yalnız değilsin, iş arayan pek çok kişi de seninle aynı durumda.

Günümüzde iş bulmak gerçekten çok zor. İş ararken her türlü kaynağı kullanman gerekir. Tek bir kaynağa bağlı kalmamalısın. Sadece internet üzerinden başvuru yapmak artık yeterli değil. Bu durumda farkındalık yaratıp, yeni bir şeyler yapmalısın: Mikro Özgeçmiş gibi.

Seni kısaca anlatan mikro bir özgeçmiş oluşturup, onu bir kartvizite bastırabilirsin. Micro özgeçmişin, seni referans gösterecek kişiye kolaylık sağlayacaktır.

Hazırladığın mikro özgeçmişini seni tavsiye edebilecek akrabalarına, arkadaşlarına, hocalarına, eski iş arkadaşlarına dağıtabilirsin.

Gittiğin mülakatlarda başvuru formuna ekleyerek farklılığını ortaya koyabilirsin. Mikro özgeçmiş senin yaratıcı bir kişiliğe sahip olduğun izlenimini verecektir.

Mikro özgeçmişin yeterli zamanı olmayan işe alım danışmanlarının da işini kolaylaştıracaktır.

Micro özgeçmişin cebe sığabilecek kadar küçük, gerekli bilgileri içerecek kadar büyük olmalıdır.

Oluşturduğum mikro özgeçmiş örneğini aşağıda paylaşıyorum. Sen de kendine özel bir mikro özgeçmiş oluşturabilirsin.



Resim
Ad, Soyad
Doğum tarihi, Cinsiyet
Adres, Telefon Numarası
Eğitim Bilgileri
İş Deneyimleri ( Tarih ve pozisyon yeterli)

Yazımı keyifle okumanız dileğiyle..


17 Ekim 2014 Cuma

Para Kazanmak İçin Değil Öğrenmek İçin Çalışın



Başlığı görüp sakın yanlış anlamayın.

Bu yazım yeni mezunlara ithafen…

Okuldan yeni mezun oldunuz, iş deneyiminiz yok ya da kariyerinizin başlarındaysanız; para kazanmak için değil de öğrenmek için çalışmak önceliğiniz olmalı. Sonsuza kadar değil tabi ki, ilk iki yıl.

Hepimiz pek çok hayallerle okuldan mezun oluyoruz.
Ama iş hayatı sandığımız kadar kolay değil.
Hayal kırıklıkları yaşıyoruz…
Aylarca hatta yıllarca hayalimizdeki işi arıyoruz.
Henüz yolun başındayken pes edip bırakmayı düşünüyoruz.

Yeni mezun gençlerden pek çok mail alıyorum. Herkesin en büyük sorunu işsizlik…  Bunun başlıca sebebi de yeni mezunların iş hayatını tanımadığı için çok hayalperest olmaları.

Okuldan yeni mezun olan bir adayı hemen müdür yapmıyorlar ne yazık ki…

Yeni mezunlar özellikle de iyi bir üniversiteden mezun olan adaylar, mezun olur olmaz çok iyi bir pozisyonda işe başlayacağını sanıp hayal kırıklığı yaşıyorlar. Üniversite yıllarında “mezun olunca bir çaresine bakarım” diye düşünmeyip, projelerle, stajlarla, gönüllü çalışmalarla, part time işlerle çalışma hayatına adım atanları ayrı tutuyorum.

Yeni mezunların iş ararken önceliği para olmamalıdır. İlk önce deneyim sonra para! Deneyim kazandıktan sonra para da gelecektir. Bu yüzden ücreti az bulup iş tekliflerini reddetmeyin.

Deneyim kazandıktan sonra hem kazanacağınız para artacak, zam ya da terfi alacaksınız hem de iş seçme lüksünüz olacak. Artık deneyimsiz olduğunuz için başvurduğunuz kurumlardan geri çevrilmeyeceksiniz. Rakip kurumlardan iş teklifi bile alacaksınız.

Çok değil en fazla 2 yıl parayı değil işi öğrenmeyi tercih edin, merak etmeyin gerisi gelecek…

Bol kazançlı günler…